27 Eylül 2012 Perşembe

TEFSİR 1-10 ÜNİTE ÖZETİ

1.ÜNıTE TEFSıR KONU ÖZETLERı

-Lokman Suresinin ayetlerini ve meallerini ezberleyebilirsiniz. Ben tüm ayetlerin meallerini yazmayacağım, sadece çok üzerinde durulan ayetleri ve açıklamasını yazacağım inşallah.

LOKMAN SURESı 
-Lokman Suresi Mekke Dönemi ortasında inmiş 34 ayettir.
-Hikmetle dolu Lokman’ın nasihatine yer verir.
-12.ve 13 ayette niçin Lokman ismi verildiği anlatılmıştır.

Lokman Suresinde: Allah’a itaat ve ana-babaya saygının önemi,
-Hak dine davet edilen müşriklerin atalarını körü körüne taklit etmesi,
-Herkesin yaptığı davranışlardan sorgulanacağı,
-ınsan bilgisinin sınırlı oluşu,
-Kur’an ‘ın Müslümanlar için rehber olduğu,
- Allah’a kulluk görevini yerine getiren,
-Namazını dikkatli ve devamlı kılan,
-Zekâtı veren,
-Ahirete inanlar övülür.
-ınkârcıların durumu kınanır.
- Bilge Lokman’ın çocuğuna ve tüm insanlığa evrensel mesajı anlatılır.

Lokman Suresi genelde 4 kısımda incelenir:
Birinci Bölüm:1-11. ayetlerin olduğu kısımdır. Kur’an ‘ın özelliği, namaz, zekât, Ahirete inanmanın önemi, Allah’a kulluk görevinden bahsedilir.
ıkinci Bölüm:2-19.ayetlerin olduğu kısımdır. Bu kısımda Allah’ın Lokman’a hikmet verme nedeninden bahsedilir. Lokman’ın öğütleri anlatılır.
Üçüncü Bölüm:20-32. ayetlerinin oluşturduğu kısımdır. Allah ’ın insanların hizmetine sunduğu, inkârcıların durumları ve inananların yollarının hayırlı olması anlatılır.
Dördüncü Bölüm:33-34. ayetlerin oluşturduğu kısımdır. Bu kısımda dünya hayatının geçici olduğuna dair uyarı ve Allah’ın ilminin insanların ilminden çok farklı olduğu anlatılır.


Bismillahirrahmanirrahim

1- Elif-Lâm- Mîm
Bu harfler Mukattaa harfleridir.27’si Mekki, 2 ‘si Medeni toplam 29 surenin başında yer alır. Başında yer aldığı 3 sure Meryem, Ankebût ve Rûm suresidir. Bu harfler Kur’an ‘ın i’câz yönüne dikkat çeker. Anlamını yalnızca Allah bilir.

2.ve 3. ayette Kur’an ‘ın hidayetinden bahseder.

4-5: Bu kişiler namazını dikkatli ve devamlı kılarlar, zekâtı da verirler ve ahretin gerçekliğine de şeksiz şüphesiz inanırlar. ışte Rablerinin gösterdiği yolda yürüyenler, onlardır. Kurtuluşa erecek olanlar yine onlardır. 

Bu ayetlerde Muhsin’in 3 özelliğinden bahseder.
1)Namaza gereken dikkati ve önemi vermek.
2)Refah ve zenginliği toplumun tüm katmanlarına yaymak için zekât vermek,
3)Bu dünyadaki davranışlarımızdan ötürü ahrette hesaba çekileceğimize inanmak.

Allah- ınsan ılişkisi: Namaz canlı tutar.
ınsan-ınsan ılişkisi: Zekât canlı tutar.
Allah-ınsan-Toplum ılişkisi: Ahret canlı tutar. 

6:Bazı kişiler hiçbir doğru bilgiye ve delile dayanmaksızın insanları Allah yolundan saptırmak ve o dosdoğru yolu alay konusu yapmamak için bir takım asılsız hikâyeler anlatılmaktadır.

“Asılsız Hikâye- Lehve’l Hadis” – ınsana kendisini ve Rabbini unutturacak, yapması gerekenleri ihmal ettirecek derecede meşgul eden her şeydir.
Lehv: Eğlence, oyun ve teselli demektir. Mekke Müşriklerinin ıslam ve Müslümanlar karşısında olumsuz tutum ve davranışlarını özetler. 

7.ayette bu inkârcı insanların azaba mahkûm olacağı anlatılır.

8-9: ıman edip imanlarına yaraşır güzellikte davranışlar sergileyenlere gelince, böyleleri her türlü nimetle dolu cennetler beklemektedir. Onlar orda hiç çıkmamak üzere kalacaklardır. Bu, Allah’ın mutlaka gerçekleşecek olan sözüdür. O üstün kudret sahibidir; her buyruğu ve her fiili tam isabetlidir!

Bu ayetlerde de ıman’ın 2 temel özelliği verilmiştir.
1)Allah’a ıman
2)Ahirete ıman

10.ayette Allah’ın gökleri ve yeri boşlukta ve dengede duracak biçimde meydana getirmiştir.
11. ayette Allah’tan başkasında tanrılık olduğunu zannedenlerin sapkınlık içinde olduğu vurgulanır.

12:Biz Lokman’ a “ Allah’a şükretmesi” için hikmet verdik. Her kim O’na şükrederse sırf kendi iyiliği için şükretmiş olur. Kim de O’na nankörlük ederse bilmelidir ki Allah kimsenin şükrüne muhtaç değildir; O bizatihi her türlü övgüye layıktır.

Bu ayette Lokman kimdir? Sorusu üzerinde durmaktadır. Lokman; Kur’an ‘da adı sadece bu surede geçen bilge ve Salih kişidir. Lokman’a hikmet verildiği bildirilir.
Hikmet: Kısaca; ilim-amel uygunluğudur. Bilgiyi yerli yerince kullanmaktır.
Lokman’a Hikmet verilme nedeni nedir? Her zaman Allah’a yaraşır şekilde şükretmesidir. Allah; hikmeti şükürle birlikte zikretmiştir. Kalbi, dili ve ibadetiyle şükreden ancak kendi iyiliği için şükretmiş olur. Nankörlük ederse yalnız kendisine zarar verir.

13: Vaktiyle Lokman, oğluna nasihat ederken şöyle demişti:” Yavrum! Sakın Allah’a ortak koşma! Çünkü Allah’ın ilahlığına ortak koşmak çok büyük bir zulümdür.”

Lokman’a verilen hikmetin başı Tevhit ınancıdır. Bu da şükrün birinci şartıdır. Lokman şirkten uzak durmayı öğütlemiştir.

“O’na ortak koşmak çok büyük bir zulümdür.” ıslam ınancının şirki ortadan kaldırmak istemesinin en önemli nedeni; şirkin tüm kötülüklerin başı olmasıdır.
Hz. Peygamberin En’am Suresinin “ıman eden ve imanlarına zulüm bulaştırmayanlar var ya..” 82.ayeti Lokman Suresinin 13.ayetini delil getirerek izah etmiştir. Zulüm; şirk anlamında kullanılmıştır.

14:Allah şöyle buyurdu: Biz insanoğluna, ana-babasına iyi davranmasını emrettik. Çünkü anası onu nice zahmetlere katlanarak karnında taşır ve çocuğun ana sütüne bağımlılığı da iki yıl sürer. şu halde ey insanoğlu, hem bana hem de ana-babana minnettarlığını göstermelisin. Unutma ki yarın bir gün hesap vermek üzere benim huzuruma geleceksiniz.

Lokman’a ayrılan bu bölüme araya ana-babaya itaatle ilgili bu ayet girmiştir.Bu ayetle ana-babaya saygının önemi, sınırı ve Allah’a saygıyla ilişkisini ortaya koyar.

“Ey Allah’ın Elçisi! Kime iyilik etmeliyim?” soruna Peygamberimiz 3 kere “annene”, 4. de “babana” buyurmuştur.

15.ayette sonunda hepimizin Rabbimizin huzuruna gideceği anlatılıyor.
16.ayette insanın yaptığı bir şey ne kadar saklanırsa saklansın, Allah’ın mutlaka bildiği ve hesabını soracağı anlatılıyor.

17: Yavrum! Namazını dikkatli ve devamlı olarak kıl; insanlara iyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalış. Bu uğurda karşılaşacağın sıkıntı ve zorluklara göğüs ger. Zira bütün bunlar azim ve kararlılık gerektiren işlerdendir.

Bu ayette insanın iyi ve itaatkâr olduğunu gösteren 3 örnek verilmiştir.
1)Namaz- Allah’a kulluk görevi
2)ıyiliği Emredip Kötülükten Vazgeçirmeye Çalışmak – Toplumsal Davranış karşısındaki tutumu
3)Sabır- Sosyal çevreden gelen durumu metanetli karşılamak.
Emr-i bi’l Ma’ruf ve Nehy-i Ani’l- Münker:ıyiliği emredip kötülükten vazgeçirmeye çalışmak. Bu faaliyetin farz olduğu hususunda birleşmişlerdir. Bu görev yapılırken başkasının gizli halleri araştırılmamalı, mahremiyeti açığa çıkarılmamalıdır.
Ma’ruf: ıyi, doğru kabul edilen davranıştır. ınsanın memnun olduğu şeylerdir.
Münker: ıslam’a yabancı, Müslümanların yadırgadığı şeydir.

18. ve 19. ayette kaçınılması gereken davranışlar anlatılmıştır. Kendini beğenmiş kişilerin Allah sevgisinden mahrum kalacakları uyarılmış, yürüme ve konuşmanın orta yollu olması gerektiği anlatılmıştır. Ayrıca en çirkin ses olarak eşek sesini örnek vermiştir.

20: Allah’ın göklerdeki ve yerdeki her şeyi hizmetinize sunduğunu, sizi görünen ve görünmeyen onca nimetin içinde yüzdürdüğünü görmez misiniz? Böyle iken bazı insanlar ne sağlam bilgiye, ne aklıselim ve sağduyu gibi rehbere ve ne de vahye dayalı olarak Allah Hakkında ileri geri konuşmaktadır.

Bu ayette inkârın 3 nedeninden bahseder: 1)Aklını kullanmayıp atalarını taklit edenler.
2)Yol gösteren rehbere ihtiyaç duymayıp, yanlış rehberi izleyenler.
3)Bir belgeye dayanmayanlar
www.ilimhazinem.com dan alınmıştır.
21. ayet din adına inançları ve ibadetlerini araştırmadan atalarını takdir edenleri eleştirir.
22.ayette Muhsin ve ıhsan kavramının manalarını verilmiştir.
Muhsin: ıçten bir kullukla Allah’a yönelmektir.
ıhsan: Allah’a onu görüyormuş gibi ibadet etmektir.
23. ve 24. ayette Allah, Resulünü teselli eder ve kullarının yaptığından haberdar olduğunu belirtir.
25.ve 26 ayette bütün övgülerin neden Allah’a ait olduğundan bahseder.
27.ayette vahyin de sözlerinin tükenmeyecek kadar zengin olmasından bahseder. Bu 
Ayetin benzeri (Kehf Suresi 18/109) ayette geçer.
28.ve 29 ayette Allah’ın evrenin yöneticisi olduğu, ilminin çokluğu ve kudretin tek sahibi olduğundan bahsedilir.
30.ayette Allah’ın en yüce olduğu, onun dışındakilerin asılsız olduğundan bahsedilir.
31-32-33.ayette insanların çaresizlik zamanındaki tutumuna dikkat çekilir. Kasıtlı olarak günah işleyip, nasıl olsa Allah affeder diye düşünceye kapılmanın yersizliği anlatılır.

34:Kıyametin ne zaman kopacağını yalnız Allah bilir; yağmuru da O yağdırır. Ana karnındakileri yine O bilir. Hiç kimse yarın ne elde edeceğini bilemez ve yine hiç kimse nerede öleceğini de bilemez. şüphesiz her şeyi eksiksiz bilen ve her şeyden haberdar olan yalnız Allah’tır!

Bu ayet tefsirlerde “muğayyebât-ı hamse” Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği 5 şey olarak geçer.
1)Kıyametin Kopma Zamanı
2)Yağmurun Ne Zaman yağacağı
3)Rahimdeki Bebeğin Durumu
4)ınsanların ıleride Neler Elde Edeceği
5)Ne Zaman ve Nerede Öleceği

-Ayet dikkatlice okununca bilinmeyenlerin sayısının 3 olduğu görülür. Bunlar:
1)Kıyametin Ne zaman Kopacağı
2)ınsanların ıleride Ne Elde Edeceği
3)Nerede Öleceği bunları yalnızca Allah bilir.

-Rahimdeki bebeğin durumu
-Yağmurun Ne Zaman Yağacağı hem Allah bilir, hem de insanlar bilir.

Lokman’ın Öğütleri: 
-Allah ‘a ortak koşmamak.
-Ana- babaya iyi davranmak.
-Namaz kılmak.
-ıyiliği emretmek.
-Kötülükten sakındırmak.
-Sabırlı olmak.
-Başkalarını küçümsememek.
-Alçakgönüllü olmak.
2.ÜNıTE TEFSıR DERSı KONU ÖZETLERı


NÛH SURESı


-Mushaf ve nüzul sırasına göre 71. suredir. 28 ayettir.
-Nahl Suresinden sonra, ıbrahim Suresinden öncedir. 
-Mekke’de inmiştir.
-Buhari’de bu sureye Suretü ınne Erselnâ demiştir. 

Nuh Suresi: ıslam davetinin sıkıntılı döneminde bütün olarak inmiştir.
-Amacı; Peygamber ve tüm Müslümanların moralini düzeltmek ve karşı çıkanları düşündürmektir.
-Sadece Nuh (as) ‘ı anlatır, konu arasına başka şeyler sokulmamıştır.
-Surede coğrafi manada yer, tarihi manada zaman belirtilmediği gibi şahısla ilgili bilgilere rastlanmaz.

Konusu: Nuh’un Peygamber olarak gönderilişidir.
-Kavmini dine davet etmesi.
-ınkârcılara karşı verdiği mücadele anlatılır.

Nuh Suresinde: şirk inancını korumak için inatçı olan toplumu gizli ve açık davetlerle ıslah etmeye çalışan Peygamberin mücadelesi anlatılmaktadır.
-Peygamberliğin kimliği, hangi görev ve sorumlulukla yaptığı ortaya konulmaktadır.
-Davette ilk çağrı neye, nasıl olmalıdır? ınsanları ikna için kullanılan yöntem ve deliller nelerdir? Hz. Nuh’un dua ve bedduası yer alır.

Surede Bahsedilen Diğer Konular: ıman- Rızık ılişkisi
-Ecellerin öne alınıp geciktirilmesinin mümkün olup olmadığı
-Günahların bağışlanması
-Gelecek ilahi azabın genelliği ve özelliği
-Toplu inen azaplarda suçsuz günahsız çocukların durumu
-Beddua etmenin Peygamberlik için olabilirlik boyutu

Nuh Peygamberin davet faaliyetini sistematik bütünlükte özet olarak anlatan tek suredir.

Kur’an ‘da baştan sona bir Peygamber niyazı olan tek suredir.
-Nuh Suresi;Nuh (as) ve kavmi arasındaki diyalogu, Nuh (as) ‘ın Allah’a arz etmesidir.

Ulaşılmak ıstenen Temel Hedef: Kalben, fikren ve maddeten insanların aşamadığı bozuk düşünce, inanç ve menfaat merkezli eylemlerin nasıl aşılacağı konusunda yol göstermektir.

A-SUREYE GıRış
-Giriş, gelişme ve sonuç bölümünden oluşur.
-Giriş;1. ayettir. Nuh (as) ‘ın toplumu uyarmakla görevlendirilmesini konu alır.
-25. ayet sonuna kadar gelişme bölümüdür. Nuh’un hangi metotla dine davet ettiğinden söz eder.
-Sonuç bölümünde Nuh (as) dua ve bedduası yer alır.


Bismillahirrahmanirrahim


1:şüphesiz biz Nuh’u kavmine “ kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar” diye Peygamber olarak gönderdik.

Bu ayette Peygamberlerin beşer olduğu, görevlerinin tevhit çizgisinden sapmış insanları kemâle ulaştırmak olduğu anlatılır. Bu görevi üstlenen kişiler iman ve ahlak bakımından kusursuz olmalıdır. Cesaret, sabır, hikmet, söz ve fiillerdeki güzellik onun vazgeçilmez özellikleri arasında yer alır.
-Peygamber halkı değiştirmeye namzet olan adamdır. Tebliğ ve davet adamıdır.
-Davet; Peygambere elçilik görevi olarak yüklenmiştir.
-Nuh (as) kavme gönderilmiş elçidir; görevi iman etmeyenleri şiddetli azapla korkutup uyarmaktır.
-Peygamberlerin gönderiliş nedeni bir ihtiyacı karşılamaktır.
-Nuh (as) daveti ınzar (Uyarma) içeriklidir, Tebşir (Müjdeleme) söz edilmez.
-ılk cemaat Peygamberin kendi kavminden çıkar.
-Davette bulunan elçi, kim adına, niçin davette bulunduğunu hatırlatmalıdır.


Tebliğ Ve Davet Görevine Talip Kimseler: 
-Bilgi düzeyi yüksek olmalıdır.
-Davasını özümseyip tebliğ ve davete hazır olmalıdır.
-Avami bilgilerle tebliğ ve davet imkânsızdır.
-Davetçi davetinin olumlu sonuç vermesini istiyorsa neyi, niçin yapacağını bilmeli ve metodik bir yol izlemelidir. Planlı olmalıdır.


Nuh (as) ‘ın kavmine Peygamber Olarak Gönderildiğini anlatan 3 ayetin meali:

Andolsun, biz Nuh’u kavmine peygamber olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi: “ Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.” (HUD 11/25)

Andolsun biz, Nuh’u kendi kavmine Peygamber olarak gönderdik de “ Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin ondan başka ilahınız yoktur. Allah’a karşı gelmekten hala sakınmaz mısınız?” dedi. (MÜ’MıNUN 23/23)
www.ilimhazinem.com dan alınmıştır.
Andolsun ki biz Nuh’u kendi kavmine gönderdik de o bin yıldan 50 yıl eksik bir süre onların arasında kaldı. Sonunda onlar zulümlerini sürdürürken tufan kendilerini yakalayıverdi.(ANKEBUT 29/14)


B-GELışME: Davetin Ortaya Konması Ve Davet Edilecek şeyin Topluma Belli Metotla Ulaşması

2-24.ayetler

6: Fakat benim davetim onları daha da uzaklaştırdı.
13:Size ne oluyor ki Allah’a gereken saygıyı göstermiyorsunuz.
15:Allah’ın yedi göğü birbiriyle nasıl uyumlu yarattığını görmüyor musunuz?

Bu bölüm daveti ve davet metotlarını ele aldığı için gelişme bölümüdür.

Gelişme Bölümünde; ınsanın neye nasıl davet edilmesi gerekir?
-Nuh (as) ‘ın hitap üslûbuyla kendini tanıtması.
-Toplumun kazanacağı kazançlara değinmesinden,
-Davet sırasında kullandığı metotlar ve yararlandığı kaynaklardan bahseder.
-Putları; Vedd, Süva , Yeğus, Ye’uk, Nesr ‘dır.
-4 kısımda incelenir.

1.Davetin Ortaya Konuluşu: 2. ve 4. ayetler arası bu kısmı özetler.
-Nuh (as)’ın Ey Kavmim! Diye söze başlaması kavmine olan düşkünlüğünü gösterir.
-Apaçık uyarıcı olduğunu vurgulaması güvenilirliğinin tartışmasız doğru olmasındandır.
-Davetçiler açısından ilk önemli ders; Muhataplarına karşı müşfik ve nezaketli olması.
-Davetçiler açısından ikinci önemli ders: Yaptığı işin doğru anlaşılması için yalın dil kullanması ve net bir şekilde anlatması.

Davetçi: Toplum tarafından bilinen, tanınan kişiliğe sahip olmalı,açık ve net görev ve karakterini belirtmelidir.

Nuh (as) Kimdir?
1)Allah’ın seçtiği (Al’i- ımran 3/33)
2)Diğer Peygamberlerden önce hidayete eren (En’am 6 /84)
3)Muhsin (Saffât 30/ 80)
4)Mü’min (Saffât 30/80)
5)Salih (Tahrim 67/10)
6)Çok şükreden (ısrâ 17/3) kuldur.


Nuh (AS ) Kime Peygamber Olarak Gönderilmiştir?

1)Fâsık- Allah’a isyanı adet haline getirmiş. (Hadid 57/ 26)
2)Kör (A’raf 7/ 64)
3)Cahil, düşünmeyen (Hûd 11/29-30)
4)Zalim (Hûd 11/44)
5)Hem çok zalim, hem çok azgın (Necm 54/ 52)
6)Çok fena kavme ( Enbiya 21/ 77) Peygamber olarak gönderilmiştir.

Nuh (as) toplumu şu esaslara çağırdı:
-Allah’a kulluk
-Allah’a karşı gelmekten sakınmaya,
-Kendisine itaate çağırdı.

-ılk ve önemli husus: ıbadet niçin ilk sırada zikredilmiş, tevhide vurgu yapılmamıştır.
ıbadet kavramı tevhide çağrıyı kapsar.
-Peygamberin görevi Allah’ın mesajını insana iletip kul olmasını sağlamaktır.
-Davetçi, bilinen, şaibesiz, davet esasının sade olması önemlidir.
-ınsan ömrünü uzatmanın yolunu aramışlar. Ölüm olayına girmişler.
-Nuh (as) insanlarda ahret bilincinin oluşmasını sağlamaya çalışmıştır.

2-Davetin Belli Metotla Yürütülmesi: (5. ve 9. ayetler arası)
-Peygamber de olsa hiç kimse davetin herkes tarafından kabul edileceğinin hevesine kapılmamalıdır. Davetçiye düşen; duyurmak, deliller sunmak, insanın aklını harekete geçirmektir.
Davette 3 önemli unsur: Devamlılık, belli metot, kararlılıktır.
(Nuh Suresi 10- 12) Allah’ın bağışlayıcı olduğu, bağışlanma talebinde bulunanlara yağmurlar, mallar, evlatlar, bahçeler vs. dünya nimetleri verilecektir.

3.Davette Konu Edinilen Hususlar ve Muhatabı ıkna için Sunulan Deliller: (Nuh Suresi 13. 20. ayetler arası)

“Size ne oluyor ki Allah’a gereken saygıyı göstermiyorsunuz.”
-Allah’ın saygıya layık oluşu, yedi göğü bizim için yarattığı
-ınsanlar inanç konusunda hisleriyle değil; akıllarıyla hareket etmelidir.

4. Yok Oluşu Önleyemeyen Davet: (21-24.ayetler arası)
-Yok oluşu tercih edip Peygambere karşı geldiler.
-Nuh (AS) tevhit merkezli inanç, ahlak ve itaat ilkelerini kabul ettirmeye çalışmıştır.
-Mal ve evlat düşkünü olması onların en büyük zaafı olmuş, doğru-yanlışı ayırt edemez olmuşlardır.


C-Sonuç ve Dua Bölümü 

(25. ve 27. ayetler arası)


O toplum çok ağır cezaya çarptırılmıştır. Bu dünyada tatmak istedikleri mal ve evlatlarından mahrum kaldılar, canlarından oldular.

Davette; Objektif, tarafsız, dürüst, kararlı olunmalıdır.

Nuh (as) hangi konularda bedduada bulunmuştur?
1)Sapkınlıklarının ve hüsranların arttırılması
2)Yeryüzünde onların soyundan bir fert bırakılmaması

28: “ Rabbim! Beni, ana-babamı, inanmış olarak evime girenleri, mümin erkekleri ve mümin kadınları bağışla, zalimleri ise daima helâk et.”

Nuh (as) ‘ın Hayır Duası: kendisi, ana- babası ve inananlar için yapmıştır. ınanmayanlar için bedduası vardır.

3.ÜNıTE 

MÜLK SURESı

-Mekke’de inmiştir. 30 ayettir.
-Mushaftaki sıraya göre 67,iniş sırasına göre 77. suredir.
-Adını ayette geçen “ el- Mülk “egemenlik, hükümranlık kelimesinden alır.
-Fasıla harfleri Nün, Mim ve Ra ‘dır.

Mülk Suresinin Diğer ısimleri: Vâkiye- Koruyucu; Münciye- Kurtarıcı
Mânia- Engelleyen, Mennâa –Çokça Engelleyen, Mücâdile –Tartışıp savunan.

Mülk Suresinin Ana Konusu: Allah’ın varlığı, bilgisi, kudreti ve insanların Rablerine vereceği hesap şuurunu konu edinir.

Mülk Suresinin Nüzul Sebebiyle ılgili: 13. ve 28. ayetler hakkındaki bilgiler şunlardır:

13. ayet: ıbn Abbas’tan aktarılmıştır. Bu ayet müşrikler hakkında inmiştir. Onlar Allah Resulü hakkında ileri geri konuşuyorlardı. Cebrail onların neler konuştuğunu O’na haber verdi.
28.ayet: Mekkeli Müşriklerin Allah’ın Peygamberinin ve Müslümanlarının yok ölmeleri için beddua etmesi üzerine nazil oldu.

Mülk Suresinde Geçen Başlıca Kavramlar: 

1)Tebâreke: Kur’an ‘da 9 yerde geçer. Fiilin öznesi Allah’tır. Fiilin kök anlamı; devenin çöküp yerleşmesi, kuşun suyun üstüne konmasıdır. Kelime sonradan yüce olmak, münezzeh olmak, hayır dilemek manasında kullanılmıştır.

2)Allah’ın Eli: Kelamcılar arasında tartışılan mesele; Allah’ın cisim olup olmadığıdır ki; burada “Allah’ın Eli “kavramını Müşebbihe ve Mücessime kelam mezhepleri olduğu gibi yorumlarken Ehl-i Sünnet Mezhebi bunu Allah’ın Gücü olarak almıştır. Egemenlik yalnızca Allah’a aittir.

3)Hazene: Cehennemliklerin cezalandırılması, cennetliklerin ödüllendirilmesiyle görevli meleğin adıdır. Zümer Suresi 39/71. ayette cehennem, 73. ayette cennet görevlileri için kullanılmıştır.

4)Se’îr: Kur’an’ı Kerim’i anlamaya yardımcı ilimlerden biri de Vücûh ve Nezâir ilmidir.
Vücûh: Bir kelimenin farklı ayetlerde birden fazla anlama denk gelmesidir.
Nezâir: Farklı kelimenin aynı manaya denk gelmesidir.

Cehennemin Diğer ısimleri: 
Cehennem (Bakara 2/206)
Cahîm (Bakara 2/199)
Hâviye (Kâria 10/19)
Nâr (Bakara 2/39)
Hutame (Hümeze 104/4)
Lezâ (Meâric 70/ 15)
Sakar (Kamer 54/48)
Saîr (Enbiya 21/4)
-Hâviye ve Lezâ Kur’an da sadece 1 kez geçmiştir.

Bismillahirrahmanirrahim


1-3.ayetler: Egemenlik elinde olan ne yücedir! O,her şeye gücü yetendir.2:O davranış bakımından hanginizin daha güzel olduğunu bildirmek için sizi imtihana çekip ölümü ve hayatı yaratandır. O, çok güçlü, çok bağışlayandır. O, yedi göğü birbiriyle uyumlu olarak yaratandır. Rahman’ın yarattığında hiçbir düzensizlik göremezsin. Haydi, çevir gözünü! Bir çatlak, bir kusur görebilir misin?

Bu 3 ayette Rahman’ın 4 özelliğinden bahseder.
1) Egemenliğin Elinde Olması: Zümer Suresi 6.ayet ve Hacc Suresi 22/56. ayet “ışte o gün egemenlik Allah’a aittir.” Denilerek kıyamet günü yalnızca Allah’ın sözünün geçeceği anlatılıyor.

2)Her şeye Gücü Yetmesi: Kur’an’da Allah’ın güç ve kuvvetini ifade etmek için en çok kullanılan sıfatlardan biri Kâdir ‘dır. Bu sıfatlar Allah’ın yaratması, diriltmesi cezalandırması konularında anlatılır.

3)Hayatı ve Ölümü Yaratması: Yaratılanlar arasında sadece bu surede yarattığından bir kez söz edilen iki varlık; ölüm ve hayattır. Bu ayette önce ölüm söylenmiş dikkat çekilmiş, hayatı ona göre yaşamaya teşvik etmektir. Kısaca yaratılışın hangi amaç için olduğundan söz edilmiştir.
“Ben, cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.”

4)Yedi Kat Göğü Birbiriyle Uyumlu Yaratması: Bu ayet Kuran’ın bütününde sadece 2 yerde geçer.

1)Mülk Suresi (67/ 3)
2)Nuh Suresi ( 71/15)

Tıbâk: Tabak veya tabaka isminin çoğuludur. Allah tabaka tabaka yedi gök yaratmıştır.
Tâbaka fiilinin mastarıdır. Allah yedi göğü tabaka tabaka olarak yarattı.

3. ayetin sonu ile 4. ayette: Anlatılmaya çalışılan konu; göklerdeki düzenin ne kadar sağlam ve yerli yerince olduğudur. Ayette 2 kez anlamında “Kerrateyn “ birçok kez bakmak manasındadır. Kesretten kinaye vardır. Ne kadar bakılırsa bakılsın eksiğin bulunamayacağı anlatılmaktadır.


6-11. ayetler:

Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Orası; ne kötü dönüş yeridir! ıçine atıldıkları zaman, o kaynarken onun gürleyişini duyarlar. O hemen öfkeden patlayacak bir hale gelir. ıçine bir grup atıldığı zaman, her defasında onun bekçileri onlara, “Size bir korkutucu /uyarı gelmedi mi?” diye sorarlar. “Evet, doğrusu bize, bir korkutucu/uyarıcı geldi. Fakat biz ona inanmadık, onu yalanladık ve “Allah hiçbir şey indirmedi, siz büyük bir yanlışlık ve aldanmışlık içindesiniz” dedik, derler. Eğer biz söz dinleyen ve akılını güzel kullanan kimseler olsaydık kimseler olsaydık, (bu) çılgın ateşin içinde olmazdık” derler. ışte günahlarını itiraf ettiler. O halde kahrolsun o çılgın ateşin içindekiler!

-Gök ve yeri yaratanı reddedenlerden söz eder.
-Kâfirler günahlarını itiraf etmişlerdir.
-Cehennem azabının korkunçluğundan söz eder.

7.ayette cehennem ve cehennemlikler anlatılır. ınsanlar duyu organlarını yitirmeyecekler oradaki tüm acıyı hissedeceklerdir.

8.ayette cehennemin isyankârları gördüğündeki halini tasvir eder.

“O gün cehenneme ‘Doldun mu?’ deriz. O, ‘Daha var mı?’ der. (Kâf Suresi 50/30)
-ınsanlar grup grup sorgulanacak, suçları ikrar ettirilecek verilecek cezanın haksız olmadığı kabul ettirilecektir.
-Yasin Suresi (36/65) kendi azalarının kendi lehine şahitlik etmesiyle olacaktır.
www.ilimhazinem.com dan alınmıştır.
Kur’an’da Peygamberler için sık kullanılan kavramlardan biri nezîr. Bazen Münzir şeklide kullanılır.
-Biz bir elçi göndermedikçe, hiç kimseyi asla cezalandırmayız. (ısrâ 17/15)

9.ayette kâfirlerin itiraf kısmıdır.
10.ayette Allah’a karşı çıkanların pişmanlıkları anlatılır.
11.ayette kâfirler günahlarını kabul ettiler, cezasını da kabul ettiler.

12.ayette Müslümanların en önemli özelliğinden söz eder. Gayba iman etmesidir.
-Bakara suresi (2/3) ilk zikredilen özellik Gayba ımandır.
-Allah (CC) Kulları ıçin 2 şey hazırlamıştır: Bağışlanma ve Büyük Ödül.

-Bu ayette Müminlerin ebedi olarak Adn Cennetlerinde kalacağı haber verilir.
Büyük Ödül; Allah’ın bu kullardan razı olmasıdır.

13.-14. ayetler13.ayetten itibaren hitap Mekkeli Müşriklerdir. Bu ayette Allah (CC) isim ve sıfatlarından söz edilir.

Allah( CC) ilimle ilgili 3 sıfatı; Âlim, Lâtif ve Hâbir’dır
Lâtifin 2 anlamı vardır: En gizli işleri kolaylıkla bilen, ihtiyacı gidermek için ihsan ve ikramda bulunmak.

15.ayette yeryüzünün yaşanabilir yer olduğunu vurgulamıştır.
-Gökteki ve Yerdeki Her şeyin insanlığın hizmetinde olması(teshîr),
Zikr-i Has, ırâde-i Âm ( özel şeyi söyleyip genelini kastetmek) hâkimdir.

16.ve 18 ayetlerde Allah’ı ve Peygamberini inkâr edenlerin azapları anlatılır.
-16. ve 17. ayetler Müteşabih ayetlerdir.
Allah (CC)’ın ınsanı Cezalandırma Yöntemi; Yerin dibine batırarak helâk etmek ve rüzgârdır.
-Allah(CC) neyle nasıl cezalandıracağını bilemeyeceklerdir.
-ınkâr edenler yalnızca Mekkeliler değildir.

19.ve 27. ayetler; Kur’an’ın genel üslûbu, insanı çevreye, evren, bitki, hayvan vs. mahlûkata bakarak gözlemlemesidir.
-Bu kadar ceza ve azap isminin geçtiği surede Rahman ismi geçer çünkü Allah (CC) merhametlidir.

21.ayet: Yoksa O, rızkını keserse, size rızık verecek kimdir?
O’nun Rezzak sıfatına dikkat çekmiştir. Tüm rızıkların Allah’a aittir.
-Müslüman’ın 2 özelliği verilmiştir; dümdüz yürümesi, doğru yolda yürümesi.
-Peygamber sadece uyarıcıdır, kıyametin ne zaman kopacağını ancak Allah (CC) bilir.

28.ve 30. ayetler Mekkeli Müşriklerin Peygamberimizin ölmesi için ettiği bedduasıdır.
4.ÜNıTE 

HAşR SURESı


-Medine Döneminin 4. yılında indi, 24 ayettir.
-ısmini 2.ayette geçen Haşr kelimesinden alır.
Haşr: Kalkışma, ayaklanma, savaş için toplanma anlamına gelir.
-ıbn Abbas bu sureye Beni Nadir Suresi de demiştir.
-Surenin ilk ve son 3 ayeti tüm varlıkların Allah’ı tenzih ettiğini belirtir.
-2.ve 10.ayetlerde anlaşmayı bozan Yahudi kabilesinin durumu anlatılır.
-11.ve 17.ayetlerde Müslüman göründüğü halde entrikalar çeviren münafıkların durumu anlatılır.
-Surede ebedi hayat için hazırlıklı olması gerektiği anlatılır.

Haşr Suresinin Konusu: Medine’deki ıslam topluluğu ve Yahudi kabilesi Nadiroğulları arasındaki çekişme ve Nadiroğulllarının Medine’den sürülmesini anlatır. 

Peygamberimiz ve Nadiroğulları Arasında ımzalanan Sahife: Yahudiler, Müslümanlar ve Müşrikler arasındaki çatışmada tarafsız kalacaktır.
-Müslümanların Uhud Yenilgisinden sonra Yahudiler, Peygamberimizle yaptığı anlaşmayı bozdular. ıslam Toplumunu ortadan kaldırmak için Mekkeli Kureyşlilerle ittifak kurdular.Peygamberimiz 2 seçenek sundu.”Ya savaş, yahut şehri terk etmek.”Yahudiler terki seçtiler.10 gün süre istediler ve bu süre içinde Abdullah b. Ubeyy ile anlaşma yaptılar.Abdullah b Ubeyy şehirde kalmaları halinde kendilerine 2 bin savaşçı vereceğinin vaadinde bulundu.

Nadiroğulları Hangi şartla Medine’yi Terk Etme Kararı Aldı?
Nadiroğulları bu tavsiyeye uyarak Peygamber’e (SAV) karşı silahlandılar.Müslümanlar fiili bir savaş olmadan 21 gün kuşatma altında tuttular.Abdullah b. Ubeyy’in adamlarından istenen yardım gelmeyince Nadiroğulları H:4 yılın Rabî’ul-evvel ayında teslim oldu.
-Medine’yi terk etmeleri, bütün taşınabilir mallarını beraberinde götürmeleri;ama silahlarını almamaları şartıyla barış teklifi kabul edildi.

FEY: Nadiroğullarının bıraktığı taşınmaz mallardır.
GANıMET: Barış yoluyla elde edilen savaş gelirleridir.
-Nadiroğulları Medine’yi terk edince malları-ağaçları muhacirler arasında paylaştırıldı.

Malların Muhacirlere Verilme Nedeni:
-Ganimetlerin aranızdaki varlıklı kimselerin tekelinde olan bir servet ve güç kaynağına dönüşmemesi için Allah dağıtımının böyle olması gerektiğine hükmetmiştir.
-Surenin son 3 ayeti Allah (CC) kendi zatı hakkında konuştuğu bölümdür.Peygamberimiz bu ayetleri her sabah okumamızı tavsiye etmiştir.

ıSTıÂZE OKUNMASI: Allah (CC) hakkında düşünürken Allah’a sığınma tavsiyesidir.
Amacı: ınsan aklının Allah’ın zatını anlamakta aciz olduğu için Allah (CC) isim ve sıfatıyla bilmek, tanımak, anlamaktır.Dünya fani, Allah (CC) bakîdir.


Bismillahirrahmanirrahim


1: Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ın şanını yüceltir.O, üstün kudret sahibidir; her buyruğu ve her fiili mutlak isabetlidir!

Tespih Terimi vurgulanmıştır.şuurlu varlıkların Yüce Allah’ı her tür eksiklikten uzak olduğunu söz-davranışlarında ortaya koyması,Allah’ın hükümranlığını itiraf etmesi anlamına gelir.
-ınsan çevresindeki varlıklara ibret nazarıyla bakacak olursa her zerresinin Alah’ı zikrettiğini anlayacaktır.

2: ınkar eden Ehl-i kitap mensuplarını savaş için ilk toplanmalarında yurtlarından çıkarıp sürgün eden O’dur.Halbuki siz müminler, onların direniş göstermeden yurtlarını terk edip gideceklerine pek ihtimal vermemiştiniz.Diğer taraftan onlarda muhkem kalelerinin kendilerini Allah’a karşı koruyacağını sanmışlardı.Ama Allah onlara ceza silsilesini hiç beklemedikleri bir anda vurup kalplerine müthiş bir korku saldı.Böylelikle onların yurtlarını hem kendi elleriyle hem de müminlerin elleriyle mahvettiler. Bu olaylardan ibret alın, ey aklıselim sahipleri!

-Ehl-i kitaptan kavramı içine 3 Yahudi kabilesinden biri olan Nadiroğulları da girer.
-ınkârcı denilme nedeni; önce Peygamber’in Allah’ın elçisi olduğunu kabul etmesi, sonra anlaşmayı bozup inkâr etmesidir.
-Anlaşmayı bozmasalardı, Medine’de Müslümanlarla dost olarak yaşar, iç işlerinde serbest olurlardı.
-Sağlam kale ve duvarlarına güvenen Nadiroğullarını Allah (CC) yüreklerinden vurdu.Savaşmaya cesaret edemeden yurtlarını terk etmek zorunda kaldılar.

Nadiroğullarının Mahkûm edilen Davranışı: Ahdi bozma
-Anlaşmayı yaptığı Müslümanları arkadan vurmak.
-Kale ve evlerinin sağlamlığına güvenme.
-Münafıklara güvenip hazırlık yapmamasıdır.

3. ve 4. ayette Nadiroğullarının dünyada cezaya, ahrette azaba mahkum oluşunun sebebini anlatır.Ehl-i kitap olmalarına rağmen, Allah’ a ve Elçisine karşı gelmeleri, bunlarla bağlarını koparmaları olarak bilinmektedir.

Ka’b b. Eşref, Müslümanları ve Peygamberimiz (SAV) şiirlerinde ağır biçimde hicvetti.

5. ayette Allah (CC) ‘dan izinsiz ağaç bile kesilemeyeceği anlatılır. Hurma ağacının da kesilme nedeni; Yahudileri cezalandırıp burunlarının sürtmesini sağlamaktır.

6:Allah’ın onlara ait mallardan elçisine fey olarak nasip ettiği şeylere gelince, siz bunları elde etmek için ne at ne deve sevk etmek zorunda kaldınız. Bilesiniz ki Allah, elçilerini dilediği kimseler karşısında savaşa meydan vermeden de galip getirir.Kuşkusuz Allah dilediği her şeyi gerçekleştirme gücüne sahiptir!

Terim olarak Fey; Gayrimüslimlerden alınan haraç, cizye, ticari mal vergisi gelirleridir.
Ganimet ve Hükmü: Savaş yoluyla düşman ordusundan ele geçirilen silah, hayvan, altın, teçhizat vs. mallardır.Hükmü Enfal Suresi (8/1-41) ayette açıklanmıştır.
-Bir ülke savaşılmadan fethedilmiş bile olsa, o ülkenin malları Feydir.
Fey; ayette gölge anlamına gelir. Dünya malının geçici, Allah (CC) ‘a ulaşmada vasıta olduğunu gösterir.

7: Allah’ın (savaş yoluyla) fethedilen memleketlerdeki hakların mallarından elçisine nasip ettiği ganimetler ise Allah’a , Peygamber’e, onun akrabalarına, yetimlere,yoksullara ve bir de yurdundan, yuvasından ayrı düşmüş gariplere aittir.Ganimetlerin aranızdaki varlıklı kimselerin tekelinde olan bir servet ve güç kaynağına dönüşmemesi için Allah dağıtımının böyle olmasına hükmetmiştir.şu halde Peygamber size ganimetten ne kadar pay verirse onu kabul edin;size vermediği şeyi de istemekten kaçının.Allah’ın emirlerine karşı gelmekten her daim sakının.Unutmayın ki Allah’ın cezalandırması çok çetindir!

Ganimettaksimiyle ilgili ayetlerdir.Fiili savaş sonrasında edinilen ganimetlerin 5’te biri Bedir Gazvesinden sonra inen Enfal Suresi 41. ayete göre:
1)Allah’a 
2)Peygamber’e
3)Peygamber’in akrabalarına
4)Yetimlere
5)Yoksula
6)Yurdundan ayrılmış garipleredir. 

5’te 4’ü savaşa katılan mücahitler arasında eşit paylaştırılmıştır.
Fey Mallarıyla ılgili 2Durum Vardır:
1) 6.ayetteki Gayrimenkullerdir.Tamamı Allah Resulünün tasarrufundadır.
2) 7.ayetteki Menkullerdir. Tamamı ayette sayılan 6 sınıfa paylaştırılır.
-Hz. Ömer’e göre 6. ayet savaş olmaksızın, 7. ayet savaş sonucu ele geçirilen mallar hakkında hüküm düzenlemiştir. 2 ayrı hüküm vardır.
-Hz.Ömer’e göre: “Ganimetlerin aranızdaki varlıklı kimselerin tekelinde olan bir servet ve güç kaynağına dönüşmemesi için Allah dağıtımının böyle olması gerektiğine hükmetti.”
1) Maddi değerlerin belli kişilerin elinde kalmaması.
2) Sosyal adaletin sağlanması.
3) Refahın geniş kitlelere yayılması şeklinde algılamıştır.

-Hz.Ömer, Irak arazisinin taksim edilmesi görüşüne katılmamıştır.Bu ayeti örnek gösterip taksim edilirse sorun olacağına işaret etmiştir.
-Kur’an çapulu kamu malı yeme olarak görmüş, çapula kalkışanları hem ganimetten mahrum etmiş hem de kıyamet günü cezasını çekeceğini hatırlatmıştır.

Tekelleşmeye Gidilmeme: Hz..Peygamber Hayber’in fethinden sonra bu arazilerin bir kısmının sahiplerinin yarıcı usulüyle işlemesine izin verdi.
2) Mekke savaşla fethedildiği halde ganimet olarak mücahitlere dağıtılmadı.
3) Hz. Ömer ayeti gerekçesine bakarak yorumladığından fethedilen Irak’taki Sevâd arazisini eski sahiplerine zimmetleştirdi.
-Toprağın işlenmesini sağlayıp gelirinden pay aldı, toprak ağalarının oluşumunu engelledi.
-Sebebin hususiliği hükmün genel oluşuna engel değildir
www.ilimhazinem.com dan alınmıştır.
8: Mallar öncelikle sırf imanları uğruna ana yurtlarını terk etmek, mallarını mülklerini geride bırakarak göç etmek zorunda bırakılan fakir muhacirlerin hakkıdır. Onlar Allah’ın lütfunu ve rızasını kazanmaya çalışan, Allah’a ve Elçisine yardım eden kimselerdir.Allah’a verdikleri iman ve itaat sözüne sadakat gösterenler işet onlardır!

Muhacirin tanımı yapılmıştır.8. ve 10. ayetler arası ideal Mü’min tipini yansıtır.
MUHACıR: Allah rızasını elde etmek için, yurdunu, yuvasını terk edip başka yere göç etmek zorunda olan kimselerdir.
-Allah’a ve Elçisine yardım edenler,ıslam ve Kur’an’ın mesajının yayılması için üstün gayret gösterirler.

9. ayette ensar ve ensarın özellikleri anlatılmıştır.Bu ayette Ensara ”yardım edenler” manası verilmiştir.
Ensarın Özellikleri= ımanı içselleştirmişlerdir.
2)ıslam’ı daha iyi yaşamak için Müslümanları çok severler.
3) Muhacirlere verilen ganimetleri kıskanmazlar.
4)Kendi ihtiyacı olduğu halde muhacir kardeşini kendine tercih eder.( ÎSÂR)

ÎSÂR: Kendi ihtiyacı olduğu halde başkasını kendine tercih etmek.
BUHL: Kendi elindekini başkasından kıskanmak.
şUHH: Başkasının elindekine göz dikmek, fakire vermeyi sevmemektir.

10.ayette sonraki Müslümanların nasıl davranması gerektiği anlatılır. ıdeal Mü’min tipinde bahseder.

ıdeal Mü’min Tipiyle ılgili Uyarılar Verilir.
1) Tüm hayırlı eylemlerde Allah’a olan inancını öne çıkarmak.
2) Allah’ın hoşnutluğunu kazanmayı amaç edinmek.
3) Allah’a ve Resulüne yardım.
4) Dürüst olmak, 
5) Darda olan Mü’min kardeşine kucak açmak.
6) Beşeri zaaflara karşı daima Allah’a sığınmak.
7) Kendisi için istediği şeyi Mü’min kardeşi için de istemek.

11-12-13-14.ayetler; 11- 14. ayetler Nadiroğullarına karşı harekete geçmeden önce inmiştir.
13.ayette kişilik problemi yaşayan münafıkların durumu anlatılır.
14.ayette Onların Müslümanlarla savaşamayacakları, onların birlik- beraberlik duygusundan yoksun oluşunu anlatır.

15-16-17-18.ayetlerde; Nadiroğullarının durumu Kaynukaoğullarına benzetilir,nasıl benzettiği anlatılır.

19.ayet; Fâsık; (Allah’ı unutan, Allah’ın da onları kendine unutturduğu kimselerdir.)tan bahsedilir.

22-23-24. ayetlerde; 

Melik: Mutlak hükümranlık sahibi, mülkün sahibidir.
Kudüs: Her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır.
Selam; ıslam huzur, kurtuluş ve esenliğin kaynağıdır.
Mü’min: ıman, güven ve emniyet verendir.
Müheymin:Her şeyi gözetip koruyan , iyiyi-kötüyü belirleyen otorite sahibidir.
Aziz: Kudret, izzet, şeref sahibidir.
Cabbâr: Dağınıklıkları toplayan , yaraları sarıp sarmalayan kudret sahibidir.
Mütekebbir: Yüceliğiyle övgüye layık olan, sınırsız olandır.
Musavvir:Her varlığa en uygun şeklini veren .
Hâlık: her şeyin yaratıcısıdır.
Bâri:Yoktan var edendir.
TEFSİR
Ünite 4
HAŞR SURESİ

1. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ın şanını yüceltir. O üstün kudret sahibidir; her buyruğu ve her fiili mutlak isabetlidir!
2. İnkâr eden Ehl-i Kitap mensuplarını savaş için ilk toplanmalarında yurtlarından çıkarıp sürgün eden O’dur. Hâlbuki siz miminler omların direniş göstermeden yurtlarını terk edip gideceklerine pek ihtimal vermemiştiniz. Diğer taraftan onlar da muhkem kalelerinin kendilerini Allah’a karşı koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah onlara ceza sillesini hiç beklemedikleri bir anda vurup kalplerine müthiş bir korku saldı. Bötlelikle onlar yurtlarını hem kendi elleriyle hem de müminlerin elleriyle mahvettiler. Bu olaydan ibret alın ey aklıselim sahipleri!
3-4. Eğer Allah o Yahudiler hakkında sürgün cezası takdir etmemiş olsaydı onları dünyada mutlaka başka bir şekilde cezalandırırdı. Ahirette ise kendilerini cehennem azabı beklemektedir! Bu ceza onların Allah’a ve elçisine cephe alıp isyan bayrağı açmış olmalarındandır. Kim Allah’a cephe alırsa bilmelidir ki O’nun cezalandırması çok çetindir!
5. Onlara ait herhangi bir hurma ağacını kesmeniz veya kesmeyip öylece bırakmanız hep Allah’ın izni dâhilinde gerçekleşmiştir. Bu ilahî izin ise yoldan çıkmış o Yahudilerin burunlarını sürtmek içindir.
6. Allah’ın onlara ait mallardan elçisine fey olarak nasip ettiği şeylere gelince siz bunları elde etmek için ne at ne de deve sevk etmek zorunda kaldınız. Bilesiniz ki Allah elçilerini dilediği kimseler karşısında savaşa meydan vermeden de galip getirir. Kuşkusuz Allah dilediği her şeyi gerçekleştirme gücüne sahiptir!
7. Allah’ın (savaş yoluyla) fethedilen memleketlerdeki halkların mallarından elçisine nasip ettiği ganimetler ise Allah’a Peygamber’e onun akrabalarına yetimlere yoksullara ve bir de yurdundan yuvasından ayrı düşmüş gariplere aittir. Ganimetlerin aranızdaki varlıklı kimselerin tekelinde olan bir servet ve güç kaynağına dönüşmemesi için Allah dağıtımın böyle olması gerektiğine hükmetmiştir. Şu halde Peygamber size ganimetten ne kadar pay verirse onu kabul edin; size vermediği şeyi de istemekten kaçının. Allah’ın emirlerine karşı gelmekten her daim sakının. Unutmayın ki Allah’ın cezalandırması çok çetindir!
8. Mallar öncelikle sırf imanları uğruna ana yurtlarını terk etmek mallarını mülklerini geride bırakarak göçmek (hicret etmek) zorunda bırakılan fakir muhacirlerin hakkıdır. Onlar Allah’ın lütfunu ve rızasını kazanmaya çalışan Allah’a ve elçisine yardım eden kimselerdir. Allah’a verdikleri iman ve itaat sözüne sadakat gösterenler işte onlardır!
9. Muhacir müminlerden önce Medine’yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan (Ensar) bir sığınak arayışı içinde kendilerine gelen müminleri can-ı gönülden severler. Onlara verilen ganimet mallarından dolayı gönüllerinde kıskançlık ve çekememezlik gibi bir rahatsızlık duymazlar. Dahası onlar yoksulluk içinde olsalar bile ganimet mallarının kendilerine değil öncelikle o muhacir-mümin kardeşlerine verilmesini isterler. Her kim nefsindeki cimrilik ve aç gözlülükten korunmayı başarırsa işte esenlik ve mutluluğa erişen onlar olacaktır!
10. Muhacirler ve ensardan sonra gelen diğer müminler “Ey rabbimiz !” derler “ Bizi ve bizden önce imana ermiş olan kardeşlerimizi bağışla! Kalplerimizde müminlere karşı kötü niyet ve düşünceden iz bırakma. Ey rabbimiz! Şüphesiz sen çok şefkatli çok merhametlisin!”
11-12. Şu münafıkları görüyorsun değil mi?! İşte o münafıklar tıpkı kendileri gibi kafirliği meslek edinen Yahudi yandaşlarına “Medine’den çıkarılacak olursanız vallahi biz de sizinle birlikte çıkar gideriz. Sizin olduğunuz yerde başka hiç kimseye boyun eğmeyiz. Size savaş açan olursa mutlaka yardımınıza geliriz.” diyorlar. Ama Allah şahittir ki onlar düpedüz yalan söylüyorlar. Çünkü Yahudiler Medine’den sürgün edilecek olsa bu münafıklar onlara asla eşlik etmezler. Eğer o Yahudilere savaş açılacak olsa münafıklar onların yardımına da koşmazlar. Onlara yardım etmeye kalkışacak olsalar bile mutlaka gerisin geri dönüp kaçarlar. Üstelik kendileri de perişan olup yardımsız kalırlar.
13. Ey müminler! Siz o münafıkların yüreklerine Allah korkusundan çok daha büyük bir korku salmaktasınız. Bunun sebebi onların asıl Allah’tan korkulması gerektiğini bir türlü anlayıp kavrayamamış kimseler olmalarıdır.
14. Yine o münafıklar Yahudi yandaşlarıyla ittifak içinde oldukları zaman bile sizinle ancak sağlam kaleler veya surlar arkasında konuşlanmış bir vaziyette iken savaşmayı göze alabilirler. Gerçekte onlar arasındaki gerginlik ve çatışma had safhadadır. Hal böyle iken sen onları birlik ve beraberlik içinde sanırsın. Oysa onların her biri ayrı telden çalmaktadır. Çünkü onlar akıl nimetini gereği gibi kullanamayan kimselerdir.
15. Ey Müminler! Bu Nadiroğulları Yahudilerinin durumu kendilerinden kısa bir süre önce döneklik ve küstahlıklarının bedelini Medine’den sürgün edilmekle ödeyen ahirette de çok feci bir azaba mahkûm edilecek olan Kaynukoğulları Yahudilerine benzer. 
16. Yahudi yandaşlarına yardım sözü verip ardından da döneklik eden o münafıklara gelince bunların durumu ise şeytanın insanla ilişkisine benzer. Şöyle ki şeytan insana ilkin “Allah’ı inkâr et!” diye telkin eder insan inkâr edince de “Artık seninle hiçbir ilgi ve alakam yoktur. Çünkü ben bütün varlıkların rabbi Allah’tan korkarım.” diyerek çeker gider.
17. Ama sonuçta her ikisinin akıbeti de içinde temelli kalacakları cehennemi boylamak olacaktır. İşte zalimlerin cezası budur!
18. Ey Müminler! Allah’a itaatsizlikten her daim sakının. Herkes yarın bir gün ahirette karşısına çıkacak olması hasebiyle bu dünyada ne yaptığına dikkat etsin. Allah’ın azabına mahkûm olmaktan korkun da O’na saygıda kusur etmeyin. Unutmayın ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır!

-------------------------------------------------------------------------------------------------

*Haşr Sûresi Medine döneminin 4. Yılında inmiştir. 24 ayettir.

*Haşr; ahrete ilişkin kullanıldığında toplanma anlamında kullanılır. Bu surede ise kalkışma ayaklanma savaş için toplanma anlamında kullanılmıştır.

*Haşr Sûresine Benî Nâdir Sûresi de denir.

*Sûrenin ilk ayeti ile son üç ayetinde;
Bütün varlıkların Allah’ı eksikliklerden tenzih ettiği O’nun birliği yüceliği ilminin sınırsızlığı rahmet ve şefkatinin enginliği irade ve gücünün mutlaklığı eşsiz yaratıcı olduğu belirtilir.

*2-10. Ayetlerde; antlaşmalarını bozan bir Yahudi kabilesinin (Nadiroğulları) başına gelen sürgün felâketi örnek gösterilip bundan ibret alınması istenmektedir.

*11-17. Ayetlerde; Müslüman göründükleri halde ahitlerini bozan Ehl-i Kitap’la gizli ilişkiler kurarak türlü entrikalar çeviren münâfıkların ve yandaşlarının bazı zaaflarına değinilerek Müslümanlar hem bu tür davranışlardan sakındırılmakta hem de kendilerine moral verilmektedir.

*18-21. Ayetlerde; her insanın yapması gereken nefis muhasebesinin ebedi hayat için hazırlıklı olunmasının önemine ve sonuçlarına dikkat çekilmektedir.

*Sûrenin son üç ayeti Allah’ın kendi zâtı hakkında konuştuğu bölümdür. Rasul-i Ekrem Allah’ı tanıtan bu ayetlerin her günün sabahında okunmasını tavsiye eder.

*Ganimet; savaş yoluyla düşman ordusundan ele geçirilen silah teçhizat hayvan altın ve benzeri menkul mallardır.

*Fey; gayrimüslimlerden alınan haraç cizye ticari mal vergisi (uşûr) ve diğer bazı gelirleri ifade eder. Yaygın görüşe göre ganimet feyin kapsamı dışındadır.

*Fiilî savaş yoluyla elde edilen ganimetlerin beşte biri; Allah’a Peygambere onun akrabalarına yetimlere yoksullara ve bir de yurdundan yuvasından ayrı düşmüş gariplere aittir. Beşte dördü ise; savaşa katılan mücahitler arasında paylaştırılır.

*Fey şeklinde elde edilen mallarla ilgili iki ayrı durum vardır:
1) 6. Ayetteki gibi gayrimenkullerdir. Bunların tamamı Allah’ın Resûlü’nün tasarrufundadır.
2) 7. Ayette ifade edilen menkullerdir. Bunların tamamı ayette sayılan sınıflara (Allah’a Peygamber’e onun yakınlarına yetimlere yoksullara ve yurdundan yuvasından ayrı düşmüş gariplere) taksim edilir.

***Hz. Ömer 6. Ayetle savaş olmaksızın 7. Ayetle ise savaş sonucunda ele geçirilen mallar hakkında hüküm düzenlemiştir.

*Çapul: Mal elde etmek için adam öldürme (Kuran çapulu kamu malı yeme (ğulul) olarak görmüştür.

*7. Ayette tekelleşmeye gidilmemesi hükme bağlanmıştır.
ÖR: 1) Hz. Peygamber’in Hayber’in fethinden sonra bu arazilerin bir kısmının sahipleri tarafından işlenmesine izin vermesi
2) Mekke’nin (savaşla fethedilmesine rağmen) arazilerinin ganimet olarak mücahitlere dağıtılmaması
3) Fethedilen Irak’taki Sevâd arazilerinin Hz. Ömer tarafından mücahitlere paylaştırmak yerine eski sahiplerine zimmetlenmesi

*9. Ayette Ensar’ın Özellikleri:
1) İmanı içselleştirmişlerdir.
2) Muhacir müminleri canı gönülden severler.
3) Muhacirlere verilen ganimetten dolayı içlerinde bir rahatsızlık ve kıskançlık hissetmezler.
4) Kendileri ihtiyaç sahibi oldukları halde muhacir kardeşlerini kendilerine tercih edecek kadar (îsâr) erdemlidirler.

*ÎSÂR: Kendi ihtiyacı olduğu halde başkasını kendisine tercih etmek demektir.

*BUHL: Kendi elindekini başkasından kıskanmak cimrilik

*SUHH: Başkasının elindekine göz dikmek açgözlülük

*Nadiroğullarının durumu kendilerinden bir süre önce Medine’den sürgün edilen Kaynukaoğullarının durumuna benzer.

*Son Üç Ayette Geçen Allah’ın İsimleri
-Melik
-Kuddüs
-Selâm
-Mümin
-Müheymin
-Aziz
-Cebbâr
-Mütekebbir
-Hâlık
-Bâri’
-Musavvir

*Müellefe-i Kulûb feyin taksim edildiği sınıflardan biri değildir.

TEFSİR
Ünite 5
HUCURAT SURESİ

1. Ey iman edenler! Allah’ın ve resulünün önüne geçmeyin Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah işitir bilir.
2. Ey iman edenler! Seslerinizi peygamberin sesinin üstüne çıkmayın birbirinizle bağırır tarzda konuştuğunuz gibi ona sözü bağırırcasına söylemeyin haberiniz olmadan amelleriniz yok oluverir.
3. Muhakkak ki Allah resulünün yanında seslerini kısarlar işte onlar Allah’ın kalplerini takvaya (ulaşması) için imtihan ettiği kimselerdir. Onlara hem bir bağışlama hem de büyük bir sevap vardır.
4. (Peygamberin hanımlarının) odalarının (önlerinden ve) arkalarından seni çağıranlar var ya bunların çoğu aklı ermeyen (dolayısıyla görgü kurallarını bilmeyen) kimselerdir.
5. Eğer onlar sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi elbette bu onlar için daha hayırlı olurdu. Bununla birlikte Allah çok bağışlayan çok acıyandır.
6. Ey iman edenler! Eğer size fâsık güvenilir olmayan biri bir haber getirirse bilmeden bir topluluğa sataşıp da sonra yaptığınıza pişman olmamak için onu iyice araştırınız.
7-8. Ayrıca Allah resulünün aranızda olduğunu bilin. Eğer o birçok konuda size itaat etseydi haliniz çok kötü olurdu. Ancak Allah size imanı sevdirdi onu kalplerinizde süs yaptı. İnkârı günahkârlığı ve isyanı da size çirkin gösterdi. İşte onlar Allah’ın ihsan ve ikramı bir nimeti neticesinde (hak yolunda sarsılmadan) dosdoğru gidenlerdir. Allah çok iyi bilendir yaptığını sağlam yapan ve yaptığında bir hikmet bulunandır.
9. Eğer müminlerden iki grup savaşırlarsa hemen aralarını bulun barıştırın. Şayet birisi diğerine karşı azgınlık ediyorsa Allah’ın emrine kanununa dönünceye kadar azgınlık edenle savaşın. Eğer dönerse adaletle aralarını düzeltin adaletli olun. Kesinlikle Allah adaletle davrananları sever.
10. Müminler ancak kardeştirler. Onun için iki kardeşinizin arasını düzeltin Allah’a karşı gelmekten sakının böylece rahmet edilenlerden olasınız.
11. Ey iman edenler! Bir topluluk kendilerinden daha hayırlı olması muhtemel (başka) bir toplulukla alay etmesin. Kadınlar da kendilerinden daha hayırlı olması muhtemel (başka) kadınlarla alay etmesin. Kendinizi ayıplamayın birbirinize (kötü) lakaplar takmayın. İmandan sonra günahkârlık ne kadar da kötü bir isimdir! Kim (yaptığı kötü işlere pişmanlık duyup) tövbe etmezse artık onlar kendilerine zulmedenlerdir.
12. Ey inananlar zandan çok sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin ayıplarını araştırmayın. Birbirinizin arkasından hoşlanmayacağınız sözler söylemeyin. Sizden birisi ölü kardeşinin etini yemeyi arzular mı? İşte bakın bundan tiksindiniz. Allah’tan korkun. Kuşkusuz Allah tövbeleri kabul edici ve çok merhametlidir.
13. Ey insanlar! Biz sizi bir erkekle bir kadından yarattık. Hem sizi birbirinizle tanışasınız diye topluluklar ve kabileler haline getirdik. Haberiniz olsun ki Allah katında en değerli olanınız Ona karşı gelmekten en çok sakınanızdır. Kesinlikle Allah bilendir haberdar olandır.
14. Bedeviler “İman ettik” dediler. De ki: “ Siz henüz iman etmediniz ancak “ İman kalplerinize girmemiş olduğu halde (Allah’a) boyun eğdik” deyin! Eğer Allah’a ve resulüne itaat ederseniz sizin amellerinizden hiçbir şey eksiltilmez. Elbette Allah çok bağışlayan çok acıyandır.”
15. Müminler yalnızca Allah’a ve resulüne iman edip sonra şüpheye düşmeyip Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar (sözlerinde ve davranışlarında) dosdoğru olanlardır.
16. “Siz Allah’a dininizi mi öğretiyorsunuz?” de! Oysa Allah göklerdekini ve yerdekini bilmektedir. Allah her şeyi çok iyi bilendir.
17. Müslüman olmalarını senin başına kakıyorlar. “Müslüman olmanızı benim başıma kakmayın!” de! Hayır öyle değil (başa kakacak biri varsa) o Allah (olabilir). O sizi imana ulaştırmasından dolayı bunun sizin başınıza kakabilir. (Eğer “inandık” sözünüze) sadık ve bağlıysanız (böyle bir şey söylemeyin).
18. Şüphesiz Allah göklerin ve yerin bilinmeyen yönlerini bilir. Allah her ne yaparsanız onu görür.

-------------------------------------------------------------------------------------------------
*Hucurât Sûresi Medine’de inmiştir. 18 ayettir.

*Sûrenin fâsılâ harfleri nûn ve mim’dir.

*Sûre adını 4. Ayette geçen el-Hucurât kelimesinden almıştır.

*el-Hucurât odalar demektir.

*Hakkında en çok nüzul sebebi bulunan sûrelerden biridir. Bunun en önemli nedeni; surenin medenî olması ve muhtemelen Müslümanların sayısal olarak çoğaldığı dolayısıyla daha çok bilginin aktarılma imkanının bulunduğu hicretin 9. yılında inmiş olmasıdır.

*Nüzul sebeplerinde ismi en çok geçen şahıs Sâbit b. Kays’dır.
(Nüzul sebeplerinin mutlaka okuyun!!!)

*Sûrede Kıraat Farklılıkları Olan Kelimeler
1) 1. Ayette: lâ tegaddemû
2) 4. Ayette: el-hucurât
3) 8. Ayette: iktatele
4) 10. Ayette: beyne ehaveykum
5) 12. Ayette: ve lâ tecessesû
6) 12. Ayette: meyyitan
7) 12. Ayette: fekerihtumû
8) 13. Ayette: liteârafû
9) 14. Ayette: lâ yelitküm

*Sûrede Geçen Bazı Kavramlar 
Fâsık: Terim olarak haktan sapan Allah’a itaatten ayrılan asi anlamına gelmektedir. Hem Müslümanlar hem de kâfirler için kullanılır. Bu sûrede yanlış bir davranış sergileyen müslüman kimse anlamında kullanılmıştır.
Nebe’: Kur’an-ın 78. Sûresinin adıdır. Haber demektir. Nebî bu kökten türemiştir. Kuran’da peygamberlerden geçmiş milletlerden topluluklardan bahsedilirken; çoğul olarak ise hem geçmişte hem de gelecekte olacakları ifade etmede kullanılmıştır.
Tâife: Grup demektir. Fırka gibi diğer kelimelere göre daha az sayıda insanı kapsar. Bu ayetteki kullanım bağlamında Allah’ın Müslümanların birbirleriyle kitlesel olarak savaşmasına rıza göstermediği sonucu çıkar.
Kıst: Adl/Adalet demektir. Adl ile kıst arasındaki fark; kıst’ın görünür olmasında yatar.
Takvâ: Güçlü birinin himayesine girip korunmak demektir. Bu ayette; insanın yaparak veya terk ederek işleyeceği ve cezalandırılmasına sebep olacak günahtan kendisini koruması anlamında kullanılmıştır.
Zan: Kesin olmayan gerçekliği net olmayan bilgi türüdür. Bu ayette ihtimal üzere bir hüküm vermek anlamında kullanılmıştır.
Tecessüs: Bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmaktır. Câsus kelimesi bu kökten gelir. Bu ayette; insanların ayıplarını kusurlarını araştırmak onları öğrenmeye çalışmak anlamında kullanılmıştır.
Minnet: İki temel anlamı vardır:
1) İhsan etmek vermek bağışlamak
2) Yapılan iyi bir davranışı bir iyiliği söylemek başa kakmak
Bu surede ikinci anlamda kullanılmıştır.

*1-3. Ayetlerde; Müslümanların Peygamber (sav) ile nasıl bir konuşma ve iletişim üslûbuna sahip olmaları gerektiği bildirilmektedir.

*4-5. Ayetlerde; peygamber hanımlarının odalarının önlerinden ya da arkalarından Peygamberi çağıranların durumu anlatılmıştır. “Sabır” kavramına dikkat çekilmiştir.

*6. Ayette; güvenilir olmayanların haberine göre hareket edilmemesi gerektiği bildirilmiştir.

*7. Ayette; Müslümanların peygamber aralarındayken yanlış yapmaktan uzak durmaları istenmektedir. Çünkü yanlış yaptıklarında Allah ona doğrusunu haber verir.

*9. Ayette; iki Müslüman grubun çatışmasından kavga etmesinden söz edilir.

*10. Ayette; müminlerin kardeş olduğu üzerinde durulur.

*11. Ayette; müslümanın nasıl bir şahsiyet taşımaması gerektiği üzerinde durulur. Bu ayette üç husus üzerinde durulmuştur:
1) Alay etmek küçümsemek aşağılamak
2) Ayıplamak
3) Lakap takmak (Nebz – olumsuz anlamda lakap)

*12. Ayette; önceki ayetin devamı niteliğinde yine üç husus üzerinde durulmuştur:
1) Zan beslemek
2) Kusur araştırmak (tecessüs)
3) Gıybet etmek

*13. Ayette; herkesin aynı ana-babanın çocukları olduğu; ırk renk ve dilin bir üstünlük aracı olmadığı; üstünlüğün yalnızca takva ile olduğu üzerinde durulmuştur.

*14. Ayette; iman ve İslam kelimeleri arasında bir ayrım yapıldığı görülmektedir (Bedevilerin “iman ettik” demesi).

*15. Ayette; müminlerin bazı özellikleri anlatılmaktadır. Burada müslüman için iki ölçü konmuştur:
1) İman etmek
2) Cihad etmek
TEFSİR
Ünite 6
KUR’AN’DA İMAN VE SÂLİH AMEL

*İman; nefsin mutmain olması korkunun giderilmesi ve kişinin güven içinde olması anlamındaki “emn” kelimesinden alınmıştır. Tasdik etmek güvenmek boyun eğmek anlamlarına gelir.

*İmanın zıddı küfürdür.

*Küfür; bir şeyin üzerini örtmek nankörlük etmek inkâr etmek kabul etmemek gibi anlamlara gelir.

*Mümin dünyada günlerini takva ile geçirir. Kâfir ise günlerini dünyevî zevklerin peşinde geçirir. Mümin cennetle ödüllendirilecek kâfir ise cehenneme gidecektir.

*İnsanın en önemli özelliği inanan bir varlık olmasıdır.

*Kâfir; Allah’ın varlık ve birliğini nübüvveti ve ahreti inkâr eden kimsedir.

*Kur’an’da dört tip insandan bahsedilir:
1) Mü’min
2) Kâfir
3) Müşrik (Allah’a ortak koşan)
4) Münâfık (“İnandım”diyen ancak gerçekte inanmayan)

*Salih Amel; Allah’a inanmanın gereği olarak O’nun kitabında indirdiklerini davranışlarına yansıtarak samimi ve güzel bir niyetle O’nun rızasını gözeterek ferdin hem kendine hem de topluma hatta tüm insanlığa faydalı olacak eylemlerdir.

*Sâlih: Aslı sâlah kelimesidir. Lâyık olmak iyi olmak istikâmet ve musâlaha (barışma) gibi anlamlara gelir. Sâlih kimse kendisi doğru olan kendini düzelten eğiten kimsedir.

*Islâh: Sâlah kelimesinden türetilmiştir. Lâyık olmak iyi olmak onarmak düzeltmek kişilerin aralarını bulup barıştırmak iyilik yapmak anlamlarına gelir. Muhlis ıslâh kelimesinden türetilmiştir. Kendisi doğru olmakla birlikte başkasını da ıslâh eden/düzelten onların yararına olacak şeyleri yapan ve yapmalarını sağlayan kimsedir.

*Sâlah’ın zıddı fesâddır. Faydalanılan bir şeyin bozulmasına fesâd; zıddına da sâlah denir.

*”Bozulma” ile ilgili olarak Kur’an’da kullanılan en kapsamlı kelime fesâd terimidir. Kuran insanın ahlâkî bozulmasıyla doğal çevrenin bozulması arasında sıkı bir ilişki kurar.

*Amel; canlılardan bilinçli bir şekilde meydana gelen davranışlardır. Ameller ikiye ayrılır:
1) Sâlih amel
2) Kötü amel

*Sâlih amellerin bir kısmı farz olan yani her ferdin yerine getirmek mecburiyetinde olduğu davranışlardır (ibadetler). Bir kısmı ise yapıp yapmamada serbest olunan davranışlardır.

*Cahiliye devrinde sâlih amel fikri bulunmaktadır (İmruu’l Kays’ın şiirlerinde görülür). Ancak bu dönemdeki sâlih amel fikri Kur’an’daki gibi tevhid fikrine dayanmaz.

*Kur’an’da “iman ve sâlih amel” kelimelerinin birlikte yer aldığı ilk sûre ASR SÛRESİ’dir (103. Sûre).

*Kur’an’da sâlih amel çoğunlukla imandan hemen sonra zikredilir. Kur’an amelle imanın birlikte bulunmasının gereğine işaret eder. Müminlerin kurtuluşunun iman ve sâlih amelle olacağı ifade edilir.

*İman ile Salih amel arasında kuvvetli bir bağ vardır. Birbirlerinden ayrılması imkansızdır. Nerede iman varsa orada Salih amel de bulunur.

*Amel-niyet ilişkisi de oldukça önemlidir. Sâlih amel ancak Allah’ın rızasını kazanmak niyetiyle yapılırsa makbul ve sevaba vesile olur. “Ameller niyetlerle önem kazanır” hadisi de buna vurgu yapar.

*Sâlih bir amelde dört şey bulunmalıdır:
1) İlim
2) Niyet
3) Sabır
4) İhlâs ( samimiyet)

*İman etme ve salih amel işlemede kadın-erkek arasında fark yoktur.

*Kur’an’da bütün Salih amellerin tamamını bir kişinin yapmasının mümkün olmadığı belirtilir.

*İman ve salih amel insanı kişilik bütünlüğüne kavuşturur olgunlaştırır. İnsan hayatı başlangıçta bedenî arzu ve ihtiyaçları tarafından yönlendirilir. Bu dönemde nefis insanı sık sık kötülük işlemeye çağırır. Bu nefs-i emmâre derecesidir (Yusuf/53).
İnsan zamanla bu derecedeki hayattan utanmaya başlar. Buna nefs-i levvâme (ayıplanan nefis) denir. Bu derece önemlidir. İnsan kendisini aklın ve vahyin yardımıyla Salih ve muhlis insan seviyesine çıkarabilirse bir derece daha yükselir ve mutmain olmuş kişi düzeyine ulaşır. Aksini yaparsa hayvanlardan daha aşağı bir duruma düşer.

*Sâlih; inancında davranışlarında yaşantısında niyetinde sözlerinde doğru olan; Allah’ın kendisi üzerindeki haklarını yerine getiren Allah’a karşı ödevlerini kullara karşı da haklarını ödeyerek toplumda örnek olan insandır.

*Kur’an’da salih kavramı üzerinde önemle durulur. Hem peygamberler hem de müminler için kullanılmaktadır.

*Muhlis; hem kendisi Salih ameli yapan hem de bu işin yapılmasına yardımcı olandır.
(muhlis = ıslah eden / düzeltmeye çalışan)

*Kur’an’da düzeltme işi mutlak manada Allah’a aittir ve iki şekilde olmaktadır:
1) Allah’ın insanların hal ve hareketlerini düzeltmesi
2) Allah’ın kâinatı ıslah etmesi (maddi ve manevi anlamda)

***Toplumu ıslahta sadece salih bir insan olmak yetmez. Muhlis olmak da şarttır.

*Muhsinin karşıtı müfsittir.
(Müfsid= Yeryüzünde fesâd çıkaranlar)

*Kur’an’da Karı-Koca Arasında Islâh ( Üç Aşama )
1) Karşılıklı fedakarlık (Nisâ/128)
2) Erkek ve kadının ailesinden birer hakem (Nisâ/34)
3)Boşandıktan sonra çocuk olursa tekrar barışma (Bakara/228)

*Çocukların Islahı
-Hamilelik süresince Allah’a dua çocuk dünyaya geldikten sonra güzel bir isim koyma emzirme buluğ çağına erinceye kadar her devrede verilen eğitim-öğretim (Allah inancı vs.) onların ıslahıdır.
-Öksüz çocukların ıslahı da oldukça önemlidir.

*Savaş halinde olan iki Müslüman topluluğun (tâife) aralarını ıslah da çok önemlidir.

*Sulh = Barış barışmak demektir.
-Selem selm silm kelimeleri de sulh anlamındadır.

*Kur’an’da barışmak ve anlaşmak anlamına gelen kelimeler:
-Sulh
-Silm
-Muahede
-Misâk
-İll
-Zimmet

* S-L-M = Boyun Eğmek ( İslâm bu kökten gelir.)

*İki düşman arasında sulhu gerçekleştirmek dinin en büyük ödevleri arasındadır. Hz. Peygamber (sav) insanların arasını düzeltmenin oruç namaz ve sadakadan daha üstün olduğunu vurgulamıştır.
İNANIP SALİH AMEL İŞLEYENLERE VAADEDİLENLER

1) Güzel Bir Gelecek ve Mutluluk
2) Güzel Bir Hayat
3) Bol Rızık ve Mağfiret
4) Tövbelerin Kabul Görmesi
5) Kötülüklerin İyiliklerle Değiştirilmesi
6) Karanlıklardan Aydınlığa Çıkmaları
7) Sevginin Oluşması
8) İnsanların En Hayırlıları Olmak
9) Dinamizm Kazanmaları
10) Cenneti Kazandırması
11) Yüksek Dereceler Elde Ettirmesi
12) Korku ve Hüzünden Emin Kılması
13) Çalışmalarını Zâyi Etmemesi
14) İyi İnsanlar Arasına Dâhil Etmesi
15) İlâhi Rahmete Kavuşturması

TEFSİR


Ünite 7


KUR’AN’DA TAKVÂ


*Bir dilin çekirdek ve özü kelimelerdir. Eğer kelimelerin doğru anlamları tespit edilemezse cümleler anlaşılamaz. 

*İyi bir müfessirin Kur’an’da geçen kelimeleri nâzil olduğu asırda kullanılan anlamlarına göre tefsir etmesi gerekir.

*Ragıp İsfahâni’ya göre; Kur’an ilimlerinden ilk defa ilgilenilmesi gereken kelime bilgisidir.

*Kelimelerin anlamını belirleyen unsurlar:
1) Dilin ait olduğu kültür
2) İlgili kelimenin semantiği (en önemlisi)
3) Konuşanın kelimeyi kullanırken taşıdığı niyet
4) Kelimenin muhatabın zihnindeki arka planı

*Terim; hangi bağlamda geçerse geçsin ve semantik geçmişi ne olursa olsun muayyen ve sabit bir anlam ifade edecek şekilde kullanılan kelimelerdir.

*Kavram; terimin işaret ettiği muayyen ve sabit anlamdır.

*Kur’an’ın doğru anlaşılabilmesinin yolu anlamın temel taşı olan Kur’an kelimelerinin veya müfradâtının semantik analizlerinin yapılmasından geçmektedir.

*Semantik Analiz; kelimelere üzerinde ittifak edilen manalar vererek cümlenin manasının doğruluğunu ifade etme merhalesidir.

***Semantik analiz sadece kelimenin anlamını oluşturan ilk/kök anlamı bulmak değil aynı zamanda onun bu ilk/kök anlamından hareketle tarih boyunca kazandığı anlamların bir analizini yapmak ve gerek bu anlamların ve gerekse türevlerin içinde ilk/kök mananın olup olmadığına bakmaktır.

*İlk/kök mana bulunduktan sonra kelimenin diğer türevleriyle de bu anlamın uyumlu olması ve aralarında semantik bağın bulunması; ayrıca analizi yapılan kelimenin hangi anlam grupları içinde yer aldığının (hangi semantik alana dahil olduğunun) belirlenmesi gerekir.

*Semantik Alan (Kavram Alanı); çeşitli kelimelerin ilişkilerinden doğan ve birbirinden bağımsız olmayan bölgelere denir.

*Kur’an’da Takvâ Kelimesinin Semantik Alanına Giren Kelimeler
-el-havf
-el-vera
-ez-zühd
-el-haşyet
-er-rahbet
-el-işfak
-el-vecell

*Etimoloji; bir dildeki kelimelerin ilk/kök anlamlarını meydana çıkarmayı amaç edinen bir ilim dalıdır.
-Semantik analizde ilk basamaklardan birini oluşturur.

*Etimoloji kelimenin asıl manası hakkında yalnız ipucu verir. Çoğu zaman kelime tahmininden öteye geçmez. Semantik analizde ise kelimenin daha derinlikli bir anlam incelemesi söz konusudur.

*Odak Kelime (focus Word): Herhangi bir kelimenin anlamı analiz edilirken o kelimenin anlamıyla ilgili birçok kelimeyle karşılaşılır. Bu kelimelerin hepsinin bileşkesi olan anlamı taşıyan kelimeye odak kelime denir.
ÖR: Ce-Ne-Ne kökünden türemiş birçok kelime vardır (cennet cenin cinn ecene cenan cünne). Bu kelimelerde ortak payda olarak ortaya çıkan anlam (odak kelime) örtmektir (se-te-ra). ***Kitaptan bu kelimelerin anlamlarına bakınız!!! (Hepsinde örtmek anlamı var!)


*Takvâ kelimesi türevleriyle birlikte Kur’an’da 258 ayette geçer.

*Takvâ kelimesinin kökü = Ve-Ka-Ye

*Ve-Ka-Ye kelimesinin ilk anlamı (odak kelimesi) : Korumak ve Sakınmak

*Türevleri:
-Vikâye : Koruma himâye tedbir önlem tehlikeyi savma engelleme
-Vikâye min : Bir şeye karşı savunma; hastalıktan korunmak
-Vikâye : Koruyucu tabaka kabuk
-et-Tıbbu’l-Vikâi : Koruyucu hekimlik
-Tekiyyun/Etkıya’ : Allah’a karşı gelmekten sakınarak harama helale dikkat eden muttakî
-Takiyyetun : Sakınmak içtinap etmek
-Vâkin : Koruyan muhafaza eden koruyucu himaye eden
-Muttakin : Muttakî Allah’a karşı gelmekten sakınmak suretiyle davranışlarına helal ve harama dikkat eden

*Elmalı’lıya göre takvâ için en gerekli kelime korumaktır.

*Takvâ fücur kelimesinin zıddıdır.

*Dinde iki anlamda kullanılır:
1) Sonunda ahrette zararlı olandan sakınıp korunmak
2) Nefsi günahtan korumak

*Hudûdullah = Allah’ın Sınırları ( Allah’ın içinde kalınmasını emrettiği korusunun sınırları )

*Müminlere sürekli olarak “Allah’ın sınırlarını aşmayın” değil “Allah’ın sınırlarına yaklaşmayın” diye emredilir.

*Allah’ın çizdiği sınırları aşma korkusuyla bu sınırlara yaklaşmamak nefsi bu sahada korumak ve sınıra yaklaştırmamak takvâdır.

*Vera; günahtan ısrarla kaçmak ve çekinmek harama düşme endişesiyle şüpheli şeylerden kaçınmaktır.

*Hayâ; insanda yer ettiği zaman onu şüpheli şeylerden alıkoyar. İşte bu da vera ya da takvâdır.

*Zühd; dünyanın ihtiyaç dışındaki helâl nimetlerinden gönlü uzaklaştırmaktır.

*Vera ile Zühd Arasındaki Fark;
Zühd ahirette faydası dokunmayacak şeyleri terk etmek
Verâ ahirette zararından korkulan şeyleri terk etmek

***Takvâ Zühd ve Verâ kelimeleri şüpheli şeylerden içtinap etmek kaçınmak anlamları itibariyle birbirleriyle örtüşmekte ve aynı semantik alan içerisinde yer almaktadırlar.

Takvâ Kelimesinin Semantik Tanımı


Takvâ; Allah’a karşı gelmekten sakınmak ve Allah’ın azâbından korunmak için gerekli önlemleri almak ve daima bu bilinç ile Allah’a derin bir saygı şuuru içerisinde bulunmaktır.
-Allah’a kayıtsız şartsız itaat etmek
-Allah bilincini sürekli zihinde canlı tutmak
-Allah’a saygısızlık etmekten ve O’na karşı gelmekten sakınmak
-Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olmak

*Kur’an’da geçen bir kelimenin doğru anlamını bulabilmek için geçtiği bağlamın çok iyi bilinmesi gerekir. Bu yüzden hem kelimeler hem de ibâreler siyâk/bağlam içinde anlaşılmalıdır.

*Siyâkı bilmeden yapılacak yorumlar isabetli olmamaktadır. Zirâ her dilde olduğu gibi Arapça’da da kelimelerin esas anlamından başka siyâkın onlara kazandırdığı anlamlar da vardır. Bunun için de kelimenin geçtiği siyâk iyi bilinmelidir.

*İslâmî/Şer’î Anlam; Kur’an’la beraber Arapça kelimelerin Kur’an’dan önce bilinmeyen yeni anlamlar kazanması.

*Kur’an-ı Kerim’in siyâkında “Takvâ” kelimesi dört farklı anlamda geçmektedir:
1) Havf ve Haşyet manasında (Nisâ)
2) Tahzîr (Sakındırma) ve Tahvîf (Korkutma) manasında (Nahl-Bakara)
3) Tevhîd ve Şahâdet manasında (Ahzab)
4) İhlas ve Yakîn anlamında (Hucurât-Hac)

*Takvâ; “kalbi günahlardan uzaklaştırmak haramlardan sakındırmak” demektir. 
Bunun delili:
1) Nûr Sûresi 52. Ayet (taât haşyet takvâ = üç kavram birlikte zikredilmiştir)
2) Bakara Sûresi 177. Ayet (muttakîlerin sıfatı sayılmıştır)
3) Talâk Sûresi 2-3. Ayet

*Havf; olması şüpheli bir zararın meydana gelmesinden korkmaktır. Savunma anlamı yoktur. Sevilmeyen (mekrûh) bir şeyle ve o sevilmeyen şeyin terk edilmesiyle alakalıdır.

*Hazer; vukû bulması şüpheli olsun ya da olmasın her türlü zarardan sakınmaktır (daima ihtiyat halinde bulunmak). Zarara karşı savunma söz konusudur.

*Haşyet; sevilmeyen şeylerin kendisinden değil onlara sebep ve kaynak olan varlıklardan korkmaktır.

*Havf genel haşyet özeldir.

*Her haşyet havf anlamına dâhil edilebilir. Ancak her havf haşyet anlamına dâhil edilemez.

*Takvâ ve ittikâ kelimeleri doğrudan korku anlamına gelmez. Bazen havf bazen haşyet bazen de hem havf hem de haşyet anlamında kullanılır.

*Rahbet; mutlak anlamda korku bizzat korkunun kendisidir. Bütün insanlara atfen kullanılır.
Takvâ; kendisinden korkulan şeyden korunmak suretiyle sakınmaktır. İlim ehline atfen kullanılır (haşyet gibi).

*Kur’an’da “korku” kavramını ifade eden kelimeler başlıca iki alanda toplanabilir:
1. Semantik Alan: Mümin ve Müslümanlarla ilgili “bilinçli bir saygıyı içeren korku” (saygı ve sorumluluk bilincinden kaynaklanan korku) 
-haşyet rahbet vecel işfak takvâ
2. Semantik Alan: İnançsızlar kâfirler münâfıklar için kullanılan cehennem azabı gibi hiç de istenmeyen kötü bir sonuçtan dolayı onların hissedecekleri zikredilen korku
-feza ru’b rav vecs

***Bu kelimeler korkuyu ifade eder. Ancak aynı anlamda kullanılmaz. Bu nedenle Kur’an’da geçen her kelime dâhil olduğu semantik alanı ile geçtikleri siyâk çerçevesinde değerlendirilmelidir.

KUR’AN BÜTÜNLÜĞÜNDE TAKVÂ


Kur’an’da takvâ korkmak ve korku gibi anlamlara gelmez. Genellikle sakınmak Allah’ın azabından korunmak çekinmek haramlardan içtinap etmek gibi anlamlara gelir.

*Fazlur Rahman’a göre Allah Korkusu; hem bu dünya hem de öbür dünya için hassas bir “sorumluluk hissi”nden kaynaklanan korkudur (Bir aslan görüldüğünde duyulan korku değildir).

*Kur’an siyâkı içerisinde takvâ kelimesine doğrudan Allah korkusu anlamını vermek doğru olmaz.

*Takvâ Arap dilinde canlı bir varlığın dışarıdan gelecek tehlikeli bir güce karşı kendini koruması o canlının tehlikelerden sakınmasını ifade eder.
-Kur’an’la birlikte bu somut anlam soyut bir anlam kazanmıştır.
-Mekkî ayetlerde; Allah’ın azabından ve insanı bu azaba sürükleyecek günahlardan korunmak ve sakınmak
-Medenî ayetlerde; saf dindarlık

*Muttakî; Kur’an siyâkında kâmil bir mümini (zâhid mümin) tavsif eder.

Kur’an’da Takvâ Kelimesinin Kullanıldığı Anlamlar

1) Sakınma koru(n)ma 
ÖR: Her türlü tehlikeden korunmak için sığınağa sığınmak elbise giyinmek
2) Koru(n)maya zarar verecek şeylerden korkmak/çekinmek 
ÖR: Sığınak ve elbiseyi korumak
3) Dini ve manevi anlamda korkulan şey arasına engel koyma 
(İnsanın ilahi azap ile kendisi arasına ruhunu azaptan koruyacak iman ve itaati koyması = ittikâ)
4) En hayırlı azık (Bakara/197)
5) Adaleti de içine alan bir fazilet (Mâide/8)
6) Tazim hürmet saygı hayâ (utanma) gibi kelimelerle açıklanan yüksek ahlakî faziletler (erdem)
***Hangi siyâkta geçerse geçsin Kur’an’da geçen takvâda bu anlam mutlaka vardır.
7) Bir nezaket ve kibarlık erdemi (Bakara/189-Hucurât/3)
8) Fücur (kötülük) ve zulüm karşıtı (Şems/7-10)
*Burada nefsin bütün yetenekleri ve işlevleri arasında iyi olanlarına takvâ kötü olanlarına fücur denmiştir.
9) Bütün rasullerin tebliğlerinin ilk başlangıcını oluşturur.
10) Ateşten ahret gününün şiddetinden Allah’ın azabından korku ve sakınma içinde olmak (ittikâ)

*Celâleyn tefsirinde ittikâ; Allah’ın emirlerine sarılıp yasaklarından kaçınmak suretiyle kişinin ateşten korunmasıdır. Bu mana Bakara/24’de vardır. (Yakıtı insanlar ve taşlar olan kâfirler için hazırlanmış ateşten korunun.)

*İnsanın kendisini Allah’ın korumasına bırakması bu sebeple de ahirette zarar verecek günahlardan sakınıp sevaplara koşması takvâdır.

*Takvâ’nın iki önemli boyutu vardır:
1) İslam Dini’nin bütün emir ve yasaklarına titizlikle uymak
2) Evrenin işleyişinde ve hayatta geçerli kanunlara ittiba etmek
-Bu ikisi tamamlandığında mümin takvâya ulaşmış dünyada da ahirette de Allah’ın koruması altına girmiş demektir.

*Kur’an’da takvâ ittikâ muttakî gibi kelimelerle vurgulanan husus; kulun bu dünyada yaptığı her davranışının kıyamet gününde Allah’a vereceğinin bilincini taşımasıdır.

Kur’an-ı Kerim’de Takvâ İki Temel Anlamı İçerir:

1) Takvâ; itikadî konularda yanlış ve batıl inançlara kapılmaktan ahlâkî ve amelî konularda gönlü kirleten kötü duygulardan fena huy ve davranışlardan; eksik kusurlu zararlı ve haksız davranışlardan İslam dininde esasları belirlenmiş olan hayat tarzına uymayan bir yaşayıştan sakınmak uzak durmaktır.
2) Takvâ; bütün faaliyetlerde ödevlerin yerine getirilmesinde her türlü kötülüklerin terk edilmesinde öncelikle Allah’a karşı gelmekten sakınmak ve her şart altında Allah bilincini zihinde gönülde daima diri ve canlı tutmaktır.


***Sonuç olarak; takvâ gibi önemli anahtar kelimeler/kavramlar;
1) Kur’an bütünlüğünde incelenmeli 
2) Etimolojik kökten itibaren geçirmiş oldukları anlamlar tespit edilmeli 
3) Kur’an siyâkı anlamları açısından değerlendirilmeli 
4) Mümkün olduğunca nüzûl tarihi süreci içerisinde ne anlamda kullanıldıkları belirlenmelidir.

TEFSİR

Ünite 8
KUR’AN’DA MA’RUF VE MÜNKER





*** Ma’ruf A-Re-Fe kökünden gelir.

*A-Re-Fe’nin Kök Anlamları:
-İşleri düzenlemek
-Atın yelesini kırkmak
-Çok koku sürünmek
-Kokusu güzel olmak
-Kavmin reisi olmak
-Bilmek
-İdare etmek
-İtiraf etmek
-İkrar etmek
-Sabretmek
-Koku sürünmeyi terk etmek

*Aynı Kökten Gelen Kelimeler:
-ârif : kabile reisi
-arafat 
-târif : bilgisi başka şeyin bilgisini gerekli kılan şey. Târif ikiye ayrılır:
1) Târif-i Hakikî: Bir lafzın gerçek manası için konulması
2) Tarif-i Lafzî: Lafzın bir manaya delâletinin açık olması

*A’raf: Kur’an’da bir surenin adıdır (7. Sure/46-48. Ayetlerde geçer).
-Sözlükte; en yüksek yer
-Kur’an’da; cennetle cehennem arasında yüksek bir yer sûr

*Mârifet: Tefekkür yolu ile bir şeyi idrak etmek.

*A-Le-Me ve A-Re-Fe kelimelerinin anlamı bilmektir.

*Marifet kelimesi A-Re-Fe kelimesinden türemiştir. Marifet nekrenin zıddıdır. Kesb vasıtasıyla idrak edilen şeylerde kullanılır. Özeldir.

*İlim kelimesi A-Le-Me kelimesinden türemiştir. İlim cehaletin zıddıdır. Kullanım yeri fark etmez. Geneldir.


*** Münker Ne-Ke-Re kökünden gelir. 

*Ne-Ke-Re’nin Kök Anlamları:
-Bilmemek
-Tanımamak
-Zeki ve güzel görünüşlü olmak
-Güç ve şiddetli olmak
-Hoş olmamak

*Aynı Kökten Gelen Kelimeler:
-nekrâ: dehâ zekâ çok kötü iş
-inkâr: bir şeyi kabul etmemek reddetmek bilmemek
-nekîr: felâket ve bilinmeyen zor iş inkâr etmek

*Maruf ve münker karşıt iki durumdur. Biri istenen diğeri istenmeyendir.

*Dinen ve aklen iyi ve güzel olan yerine getirildiğinde ferdin ve toplumun refahını sağlayan ayrıca bütün insanların hayrına olacak hususları onların faydaları doğrultusunda uygulayarak dünya ve ahiret saadetini kazandıracak tüm şeyler maruf; aksi davranışlar ise münkerdir.

*Maruf ve münkerin bazen çok dar anlamlı bazen de oldukça kapsamlı tanımlarının sebepleri:
1) Bu kavramların ayetlerde mutlak olarak zikredilmeleri yoruma ve gelişmeye açık olmaları
2) Daha ziyade dininve aklın kabul ettiği hususlar olarak değerlendirilmeleri
3) Daha ziyade itikâdî yönün ağırlıkta olması (inanma vb. maruf; küfür şirk vb. münker)
4) Kişilerin bağlı bulundukları mezhebin görüşlerini yansıtmak istemesi
***5) İlk dönemlerden başlayarak zamanla tariflerinde genişlemeler olması (en önemli neden)


Maruf ve Münker Kavramlarının Kur’an’da Kullanılışları



*A-Re-Fe Kur’an’da 71 defa geçer. Bunların 44’ü isim 27’si ise fiil olarak kullanılmıştır.
Fiil olarak geçtiği yerlerde kullanılan anlamlar:
-tanımak 
-bilmek 
-günahı itiraf etmek 
İsim olarak geçtiği yerlerde kullanılan anlamlar:
Ma’ruf olarak;
-Karz-ı Hasen (malı Allah için harcamak)
-Zînet (süs)
-Kadının uygun şekilde iddetini beklemesi
-Hayırla dua etmek
-İnsana kolay gelen şeyler
-Tevhid
-Peygamberlere tabî olma
-İyi
-Güzel
-Hayırlı olan şeylerin emredilmesi
Marufe olarak;
-Bilinen belli (Nûr/53)

*Ne-Ke-Re Kur’an’da 37 ayette geçer. Bunların 33’ü isim 4’ü fiil olarak kullanılmıştır.
Fiil olarak geçtiği yerlerde kullanılan anlamlar:
-inkâr etmek
-Hz. Süleyman’ın sözü (tanınmaz-nekkirû)
İsim olarak geçtiği yerlerde kullanılan anlamlar:
Münker olarak;
-nehy ani’l münker (zıddı = emr bi’l maruf)
Nekîr olarak;
-inkâr etmek (Hac/44-Sebe’/45-Fâtır/26-Şura/47-Mülk/18)
Nükr olarak;
-kötü (Kehf/74-87-et-Talâk/8)
Nükür olarak;
-Tanınmamış görülmemiş (Kamer/6)
Münkirûn olarak; (Yusuf/58)
Kavmun Münkerûn olarak; (Hicr/63-Zâriyat/25)

*Bazı ayetlerde bu iki zıt kavram birlikte zikredilir (Yusuf/58-Mü’minun/69-Nahl/83).

*Nahl/90’da münkerin zıddı olarak ihsan kelimesi zikredilir.

* Kavlun marufun’un zıddı münkeren minel kavl’dir.

*Ne-Ke-Re’den sadece bir ayette emir sigası kullanılmıştır (Neml/41).

*Maruf kelimesi ise bazı kelimelerin emir şekilleriyle de terkip oluşturur (özellikle karı-kocanın durumlarını anlatan ayetlerde): iyi geçinme söz ve sohbette tatlı dilli olma nafaka giydirme gibi hususlarda insaflı olma boşanmış ve iddeti bitmiş kadınların başkasıyla evlenmesine engel olmama gibi anlamlara kullanılmıştır.


Cahiliye Döneminde Maruf ve Münker



*Maruf ve münker kavramları cahiliye döneminin divanlarında geçmektedir.

*Maruf kelimesi tanınan bilinen âşina olunan iyi anlamında; münker kelimesi ise yabancı olan kötü anlamında kullanılmıştır.

*Cahiliye dönemi kabile anlayışında kabilenin övünç kaynağı maruf düşüncesidir.


Maruf-Münker-İman İlişkisi


*Al-i İmran/110. Ayette Allah’a inanan insanın görevleri arasında iyiliği emredip kötülükten sakındırma bulunmaktadır.
Hayırlı Ümmet Olma
1) İyiliği emretmek
2) Kötülükten nehyetmek
3) Allah’a inanma


Maruf-Münker-Namaz İlişkisi


*Namaz insanları fahşâ ve münkerden (kötülüklerden) alıkoyar (Ankebut/45).


Maruf-Sadaka-Islah İlişkisi



*Bu kavramların birlikte zikredildiği tek ayet Nisâ/114. Ayettir. Bu ayette toplumu ilgilendiren üç temel esas vurgulanmaktadır: Sadaka-Maruf-Islah


Maruf-Münker-Sabır İlişkisi



*Marufu emredip münkeri nehyederken kişi çok zor günler geçirebilir ve zor durumlarda kalabilir. Bu durumda kişinin sabretmesi dayanıklı ve metânetli olması öfkesini yenmesi olaylar karşısında daha soğukkanlı hareket etmesini sağlayacaktır.

*Sabır sağlam bir irade ilim ve güzel amelle elde edilir.

*SABIR
Sözlük anlamı; hapsetmek bir kimseyi bir şeyden alıkoymak tutmak
Terim anlamı; aklın ve dinin gerekli gördüğü şeye kişiyi yöneltmek belaların eleminden ızdırabından dolayı şikâyeti Allah’tan başkasına yapmayı terk edip sadece Allah’a yönelmek O’na şikayet etmek


Adalet-İhsan-İnfak-Münker-Fahşa-Bağy İlişkisi

(Topluma Yönelik Üç Olumlu Üç Olumsuz Kavram)





*Olumlu ve olumsuz hususların bir arada geçtiği tek ayet Nahl/90. Ayettir.

*Bu ayette; adaletin karşıtı fahşa ihsanın karşıtı münker akrabaya yardımın karşıtı bağy olarak geçer.

*Kur’anî bağlamda fahşa ve münkeri emreden şeytandır (Nûr/21).

*Bağy: İnsanlara saldırmak başkasının hakkını gaspetmek


Kadınları İlgilendirmesi Yönüyle Maruf



*Kur’an’da maruf kavramı kadınlar hakkında da kullanılmıştır. 

*Maruf kavramı Kur’an’da; nikah talak kocası ölmüş ve iddetini beklemiş kadınlarla ilgili olarak yer alır.

*Nisâ/25. Ayet : Mehirlerin maruf şekilde verilmesi

*Boşanan kadınlardan bahseden ayetlerde de geçer (Bakara-Talâk) :
-Boşadıktan sonra kadının başkasıyla evlenmesine engel olmama
-Güzel davranıp müsamaha etme
-İyi geçinme
-Güzel bir biçimde giydirme


Ebeveyni (Anne-Baba) İlgilendirmesi Yönüyle Maruf



*Kur’an’da Allah’a kulluktan sonra anne-babaya hürmet ikinci derecede yer alır. Sadece şirk durumunda onlara itaat edilmez.

*Lokman/15. ayet : …dünyada onlara karşı maruf üzere ol!
Bu ayette maruf güzel davranmak onlara itaat etmek anlamında kullanılmıştır.


Konuşmada Maruf ve Münker


*Kavlun marufun ve münkeren minel kavl ve zûr sözlü davranıştır.

*Allah Kur’an’da insanların sözle de nasıl davranmaları gerektiğini belirtmiştir:
-Yetim olup da aklı yeterli olmayan “sefih”lere karşı güzel söz söylemek (Nisa/5)
-Mirasın taksimi ile ilgili olarak akraba miskinler ve yetimlere karşı güzel söz (Nisa/8)
-Kocası ölmüş ve iddetini bitirmiş kadınlara evlilik teklif etme düşüncesinde olan erkeklerin onlara karşı güzel sözü (Bakara/235)

*Güzel bir söz (kavlun marufun) söylemek ve affetmek peşinden eziyet gelen sadakadan daha iyidir. Allah ganidir ve halimdir.


EMR Bİ’L-MARUF VE NEHY ANİ’L-MÜNKER



*Konuyla İlgili Ayetler
1) Al-i İmran/104-110-114 ( 104. ayet dinin en önemli prensiplerini içerir)
2) Tevbe/67-71-112
3) Hac/41
4) Lokman/17
Ayetlerde müminlerin marufu emir ve münkeri nehyettikleri; münâfıkların ise münkeri emir ve marufu nehiy işiyle uğraştıkları belirtilir.


Emr bi’l-maruf/Nehy ani’l-münker Görevinin Önemi


1) “Nemelazımcılık” ve “Bana değmeyen yılan bin yaşasın” gibi yanlış düşünceleri ortadan kaldırmayı hedefler.
2) Fert ve toplumun kendini yenilemesine ve aksayan taraflarını düzeltmesine yardımcı olur (vaaz-konferans gazete dergi vs. ile)
3) Realitelerin icaplarına göre değerlendirilmesi gerektiğini ihsas ettirir (Toplumdaki bozuklukları aklı kullanarak çözmeye çalışmak)
4) Dinde en büyük dayanaktır.
5) Toplumda yok edilmesi gereken hususları giderir iyilikleri tesis eder.
6) Toplumun güzel vasıflarını korur.
7) Toplumun düzenini korur.


Emr Bi’l-Maruf / Nehy Ani’l Münker Görevinin Yerine Getirilmesi



*İyiliği emretme ve kötülüğü yasaklama inanmış erkek ve kadınların birer vazifesidir.

*Kur’an-ı Kerim bu görevi yerine getirecek özel bir grubun yetiştirilmesi gerektiğini beyan etmiştir (Al-i İmran/104). 

*Emr bi’l maruf ve nehy ani’l münker terkibi genel anlam taşıyan bir ifadedir. Bunu kimin yerine getireceği konusunda ise çeşitli görüşler vardır. Bunun nedeni ayetlerin tek tek ele alınıp Kur’anî bütünlükten uzaklaşılmasıdır.

*Bu iş aynı zamanda bir öğreticiliktir ve bu öğreticiliğe kim ehilse o yapacaktır. Kadın ya da erkek olması fark etmez.

*Bu görevin yerine getirilmesi esnasında güç kullanılıp kullanılmayacağı veya ne zaman kullanılacağı konusunda ihtilaflar ortaya çıkmıştır. Devlet açısından bakıldığında güç dışarıda düşmana karşı bir caydırıcılık ve vatanı koruma noktasında sadece toplumun huzuru için kullanılmalıdır.

*İslam kılıç dini değildir. Hz. Peygamberden sonraki uygulamalardan ortaya çıkan aksaklıkları İslam dinine mal etmek doğru değildir.

*Batıda İslamın kılıçla yayıldığı görüşü hâkimdir. Bunun en önemli nedeni; İslamda savaş konusunda batının malumatının yetersiz olmasıdır.

Emr Bi’l-Maruf / Nehy Ani’l Münker/Sorumluluk İlişkisi

*İnsan yeryüzünde başıboş değildir. Ona bir sorumluluk yüklenmiştir. 

*Sorumluluk; bir işin sorumluluğunu üstlenmeye çağrılmış kişinin niteliği veya durumudur.

*Ahlâkî Sorumluluk; akıl sahiplerinin azim ve kasd ile yaptıkları fiilden doğan sorumluluktur.

*Kişi azim ve kast ile bir fiile yönelirse ve yaparsa bunun neticesinde meydana gelecek sonuçlara katlanması gerekir Bu ferdî sorumluluktur. Toplumsal boyut söz konusu olduğunda ise emr bi’l maruf-nehy ani’l münker ile sorumluluğun bağlantısı ortaya çıkar.

*İnsan her türlü davranışından sorumludur. İnsanın üzerinde; Alla’h’ın ailesinin toplumun ve kendi nefsinin hakkı vardır.

*Allah’ın kul üzerindeki hakkı; O’nun emrettiği şeyleri yerine getirmek nehyettiklerinden sakınmak bütün davranışlarında sadece O’na kulluk etmektir.

*Kişinin kendi nefsi üzerindeki hakkı; inanç ve davranışlarında kendini düzeltmesidir.

*Kişinin ailesi üzerindeki hakkı; onlarla ilgilenmesi onların düzgün bir hayat sürdürebilmeleri için gayret sarf etmesi ve gücü yettiğince onları Allah’ın sevdiği birer kul olacak şekilde yetiştirmesidir.

*Kişinin toplum üzerindeki hakkı; emr bi’l maruf/nehy ani’l münker görevini yerine getirmesidir.


Emr Bi’l-Maruf / Nehy Ani’l Münker/Emanet İlişkisi



“Kuşkusuz Biz ‘emaneti’ göklere yere ve dağlara teklif ettik de onlar bunu yüklenmekten çekindiler. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalim ve çok cahildir (Ahzab/72)

*Bu ayette insanın çok ağır bir yükün altına girdiği görülmektedir. Bu emaneti yüklenen insanın dünyada sorumlu tutulabilmesi için; akıl ve irade sahibi olması gerçek anlamda hürriyetinin bulunması şer ve hayır işleme gücü ve kabiliyetinin olması önünde değişik yolların bulunması rahatlıkla ve kolayca düşünme ve araştırma yeteneğine sahip olması mukayese ve muvazene kabiliyetinin mevcut olması gerekir.


Emr Bi’l-Maruf / Nehy Ani’l Münker/Şûra İlişkisi



*Kur’an-ı Kerim’de bu kavramı içeren üç ayet vardır:
1) Bakara/238: Anne babanın çocukları hakkındaki kararları ile ilgilidir. Özellikle çocuğun emzirilmesi konu edinilir.
2) Şûra/38-38: 
“Size verilen herhangi bir şey sadece dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan inanıp Rablerine güvenen büyük günahlardan ve hayâsızlıktan çekinen öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar Rablerinin çağrısına cevap verenler ve namaz kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında şâra iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfederler.”

Bu ayette altı çizilmesi gereken hususlar:
1) Günün zor şartlarında müminlerin birbirleri ile kenetlenmelerinin 
2) Her şart ve durumda Allah’a olan güvenlerinin sarsılmamasının 
3) Ağır şartlarda bile insanları affetme ve bağışlama özelliğinin yitirilmemesinin 
4) İşlerini mutlaka bir danışma ve dayanışma içinde halletme yoluna gidilmesinin gerekliliği vurgulanmaktadır.
5) Meşveret veya şûra yoluyla meselelere çözüm üretmek veya çözmek her zaman doğru karar vermeye daha yakındır.
6) Olaylarla ilgili olarak görüşlerine başvurulan insanların da hür serbest olmalarını sağlamak gerekir.
7) Şûra çok dar anlamda kendi aralarında meseleleri istişare etmenin gerekliliğini geniş anlamda da toplum ve devletin tüm işlerini problemlerinin çözümü ile ilgili hususları içerir.

3) Al-i İmran/159: 
“Allah’ın rahmeti sayesinde onlara yumuşak davrandın. Zira eğer onlara karşı kırıcı ve sert olsaydın doğrusu senden koparlardı. Artık onları bağışla ve affedilmeleri için dua et. Toplumu ilgilendiren her konuda onlarla istişare et. Sonra bir hareket tarzına da karar verince Allah’a güven; çünkü Allah kendine dayanıp güvenenleri sever.”

Bu ayetle ilgili olarak şunlar söylenebilir:
1) Hz.Peygamber’e Müslümanlarla istişare etmesi bir şeye karar verince de Allah’a dayanıp azimle sonuca gitmesi emredilmektedir.
2) Hz. Peygamber Uhud ve Hendek savaşları başta olmak üzere değişik konularda ashabı ile istişarelerde bulunmuştur.

*Bir şeyi istişare etmek o şeye azmetmeden ve maksadı iyice ortaya çıkmadan önce olmalıdır. Bir konuda değişik insanlarla fikir alışverişinde bulunmak daima o konunun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olur. Hz. Peygamber hem uygulamalarında hem de sözlerinde istişarenin önemine değinmiştir.

ÜNİTE 9
KUR’AN’DA FİTNE
FİTNE KELİMESİNİN SEMANTİK YAPISI


Fitne kelimesi Arapça f-t-n kökünden türemiş bir isimdir. Bu kök fiil olarak fe-te-ne yeftinü mastar olarak da fetn fütun fitne ve meftun kalıplarıyla kullanılmaktadır. F-t-n kökünün Arap dilindeki anlamları şunlardır;
1. F-t-n kökünün ilk temel anlamı yakmak ve bir şeyi ateşle yakmaktır.
2. Bir şeyi ateşim içerisine atmak ve ateşte eritmek.
3. Bir şeyi sınamak denemek test etmek ve denemek için özellikle güç işlere maruz bırakmak.
4. Öldürmek azap ve işkence etmek eziyet etmek sıkıntı ve belaya sokmak ve sıkıntıya düşmek.
5. Bir şyin kalbe çok hoş ve sevimli gelmesi insanı ne yapacağını bilmeyecek derecede şaşkına çevirmek tutkun olmak ve aşık olmak.
6. Bir şeyi istemede çok aşırı gitmek.
7. Döndürmek vazgeçirmek ve kişiyi üzerinde olduğu durumdan uzaklaştırmak.
8. Birini ayartmak azdırmak ve saptırmak.
9. Kötülüğü istemek ve kötü yola düşmek.
10. Fitnenin(fitne kabul edilen bir şeyin) içine düşmek birini fitnenin içine düşürmek ve dalalete düşmek.
11. İnsanlar arasında kargaşa ve huzursuzluk çıkarmak.
12. Cin ve şeytanların musallat olmasıyla belaya uğramış ve fitneye tutulmuş kimse.


KUR’AN’DA FİTNE KAVRAMININ KULLANIMI
Anlamsal Kullanma


Kur’an’ı Kerimde fitne kökünden türeyen kelimeleri anlamsal açıdan geniş bir kullanımının olduğunu görmekteyiz. Sözlüklerde geniş anlamlar kümesini kucaklayan fitne Kur’an’da da çok farklı anlamlarda kullanılan müşterek bir lafızdır. Kavram bu yönü ile Kur’an ilimlerinden el-vücuh ve’n-nezairin ilgi alanına girmektedir. Bu ilim ile ilgili bazı eserlerde fitnenin Kur’an’da ki farklı anlamları üzerinde durulmuştur.
Dameğani (478/1085) “Kamusu’l-Kur’an” adlı eserinde fitnenin türevleriyle birlikte Kur’an’da şu onbir farklı anlamı içerdiğini belirtmiştir. Şirk; küfür; azap; imtihan; ateşle yakma; öldürme; doğru yoldan alıkoyma; sapıklı; mazeret; fitne; delilik.




İmtihan Denem Sınama


Yaygın anlamıyla imtihan kabiliyeti ölçmek için yapılan yoklama ve kişinin manevi direnme gücünü ortaya koyan zor durumu ifade etmek için kullanılır. Fitne kelimesi Kur’an’da en çok bu anlamda kullanılmıştır.
“Her nefis ölümü tadacaktır. Bir imtihan (fitne) olarak sizi hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ve siz ancak bize döndürüleceksiniz.” Mealindeki 21/Enbiya suresinin 35. Ayetinde geçen fitne kelimesi de imtihan ve sınama anlamında kullanılmıştır. Her canın ölümü tadacağının insanların hayırla ve şerle imtihan edileceklerinin belirtildiği bu ayette görüldüğü üzere gerek nimetle ve gerekse bela ile insanın imtihana tabi tutulması fitne ile ifade edilmiştir.


Baskı Zulüm İşkence


Bir kişinin bir kişiye veya bir topluluğun başka bir topluluğa eziyet ve kötülük yapması baskı zulüm ve işkence sözcükleriyle ifade edilir. Bunlardan baskı bir şeyi sıkma zorlama kuvvet ve zor altında bulundurma veya bulunma bir kişinin davranışlarında hareket ve düşüncelerinde serbest olmaması anlamını ifade eder. Bakara suresi 191. Ayetinde geçen fitne kelimesi özellikle inanca yönelik olarak yapılan baskı zulüm ve işkence anlamını ifade etmektedir. Bu husus sözünü ettiğimiz ayetin hem yer aldığı bağlamdan hem de nüzul sebebi ve ortamından anlaşılmaktadır.


Sapma Saptırma ve Ayartma


Fitnenin sözlük anlamları arasında sapma saptırma ve ayartmanın da olduğunu belirtmiştik. Bunlardan sapma doğruluktan ayrılma yanlışa saplanma; saptırma konuşulanları ve söylenenleri asıl amaçlarından uzaklaştırma; ayartma da baştan çıkarma doğru yoldan saptırma ve kandırma anlamlarına gelmektedir. Al-i İmran suresi 7. Ayetinde geçen fitne kelimesi hakikati karmaşık gösterip insanları şüpheye düşürmek ve şaşırtmak suretiyle doğru yoldan uzaklaştırmak ve saptırmak anlamını ifade etmektedir.


Fesat Kargaşa Karışıklık Çıkarma


Dilimizde fesat karışıklı kargaşalık ortalığın birbirine düşüp karışması kötülük nifak hile kötülük düşünme insanları birbirine düşürme bozukluk çürüklük anlamındadır. Kur’an’ın anlam örgüsü içerisinde önemli bir yere sahip olan ve geçtiği yere gören farklı anlamlar kazanabilen fitne kelimesinin bazı ayetlerde de fesat çıkarma akılları karıştırma ve bu yolla insanları doğrudan saptırma gibi anlamalara geldiği görülmektedir.




Bela ve Musibet


Bela; dilimizde gam keder tasa ceza zor ve sıkıntılı iş; musibet ise felaket büyük afet birdenbire gelen bela anlamlarına gelmektedir. Fitne kelimesinin sözlük anlamlarını verirken onun bela ve musibet anlamına geldiğine de işaret etmiştik. Müfessirleri bazı ayetlerde geçen fitne kelimesinin de bu anlamda olduğunu söylemişlerdir.
Fitne kelimesinin “bela ve musibet” anlamında kullanıldığı ayetlerden biri Hac suresinin 11. ayetidir. Bu ayette maddi menfaat beklentileri ile imanın gerçekleşemeyeceğine işaret edilmiş olup müminin imanı sebebiyle dünyevi kar-zarar ve nimet-külfet dengesini hesap etmesinin doğru olmayacağına vurgu yapılmıştır.


Azap


Dilimizde azap dünyada günah işleyenlere ahirette verilecek ceza anlamındadır. Zariyat suresi 13-14. ayetlerinde yüftenun ve fitneteküm formlarında geçen fitne de azap anlamını ifade eder.


KUR’AN’DA FİTNE KAVRAMININ ANLAMINI KARŞILAYAN BAZI KELİMELER


- Bela – İbtila Bakara 2/49; Araf 7/41; İbrahim 14/6; Saffat 37/106; Duhan 44/33
- İmtihan Hucurat 49/3
- Musibet Bakara 2/156
- Zulüm Nahl 41/110
- Eza Ankebut 29/10
- Fesad Bakara 2/10; Kasas 28/77
- İdlal ve Dalalet Zümer 39/41; Taha 20/79
- Azab Bakara2/49; Araf 7/141


VAHİY SÜRECİNDE FİTNE KAVRAMININ GELİŞİM SEYRİ


Fitne ile ilgili ayetlerin nüzul sürecindeki gelişim seyrine baktığımızda; fitne ve türevlerinin yer aldığı ayetlerden ilk nazil olanının Mekke’de tebliğin daha yeni başladığı dönemlere rastladığını görürüz. Bu da Kalem suresinin 5-6. ayetleridir.
Netice olarak ‘imtihan’ anlamını ifade eden fitne daha çok Mekki ayetlerde yer alırken ‘baskı zulüm işkence’; ‘sapma saptırma ayartma’ anlamındaki fitne daha çok Medeni ayetlerde geçmektedir. ‘Bela ve musibet’ ‘fesat kargaşa karışıklık çıkarma’ anlamını ifade eden fitnenin geçtiği ayetlerin tamamı Medeni ‘azap’ ve ‘delilik’ anlamındaki fitnenin geçtiği ayetlerin tamamı ise Mekki’dir.

ÜNİTE 10
KUR’AN’DA SEVGİ

Sevgi Nedir?
Kur’an’ın önemli kavramlarından birisi olan “sevgi” insanın doğasında bulunan bireylerin sevdikleri objelere göre pozitif ya da negatif yönlerde değişebilen bir duygudur.
Sevgi pasif bir duygu değil bir etkinliktir ve bu kavramın temelinde “almak” değil “vermek” vardır. Sevgi sevgi üreten bir güçtür; güçsüzlük sevgi üretememektir. Sevginin tutku haline gelerek kalbi sarmasına “aşk” denir. Dolayısıyla “sevgi” ile “aşk” kavramlarını birbirlerinin yerine kullanmak doğru değildir.
“Sevgi” kavramının Kur’an’daki adı “Hubb”’tur.
KUR’AN’DA “HUBB” KELİMESİNİN SEMANTİK ANALİZİ
Kur’an’da geçen alaka ğaram hanan heva hullet sababe şeğaf vudd gibi “sevgi” anlamına gelen bütün bu kelimeleri “sevgi” semantik/kavram alanında toplayan ve Ha-Be-Be kökünün de bir türevi olan hubb kelimesini esas alarak alarak bu kelimenin semantik analizini ve neticede semantik tanımını yapacağız. Çünkü hubb kelimesi Kur’an’da “sevgi” kavramının anahtar kelimesidir.
“HUBB” KELİMESİNİN SEMANTİK TANIMI
Hubb: Bir şeyim çok istenmek suretiyle ona bağlanıldığı ve bu bağlılığın kalbde/gönülde yer ederek her türlü şart altında devamlı olarak kaldığı hiçbir şekilde gönülden çıkmadığı bir duygudur.
“Hubb” öyle bir duygudur ki tıpkı mecalsiz yorun bir devenin çöktüğü yerden bir yere gidemeyip orada kalması gibi sevenin kalbinden hiç ayrılmaz. Sevenin sevgiliye olan sevgisi tıpkı kulağa bağlı küpe ve küp içinde duran su gibi devamlı olarak “kalb” de durur. Sevene canlılık ve hayat bahşeder. “Hubb” seveni sevgiliye bağlayan güçlü ve soyut bir bağdır.
KUR’AN SİYAKINDA “HUBB”
Kur’an’da “Ha-Be-Be” kökünün Türevleri
1. Tane Tohum (Bakara 2/261; En’am 6/59 95)
2. Sevgi Muhabbet (Taha 20/39)
3. Yeğlemek Tercih etmek (Tevbe 9/23; Nahl 16/107; Fussilet 41/17; Sad 38/32)
4. Sevgi Tutku Bir Şeye Olan Bağlılık (Bakara 2/165 177; Al-i İmran 3/14; Yusuf 12/30; Sad 38/32; İnsan 76/8; Fecr 89/20; Adiyat 100/8)
5. Sevmek Bağlanmak Bağlılık (Bakara 2/165 177; Al-i İmran 3/14 148; Enfal 8/58; Kasas 28/76; Maide 5/64)
Kur’an’da Allah’ın Sevdiği Fiiller ve Bu Fiilleri İşleyenler
Kur’an’da “hubb” kelimesi Allah’ın sevdiği ve sevmediği fillerin beyan edildiği ayetlerde sıkça geçmektedir. Şimdi bu fiillerden Allah’ın sevdiklerini görelim:
- İyilik yapanlar (Bakara 2/95); Muttakiler/Allah’a karşı gelmekten sakınanlar (Al-i İmran 3/76)
- Adil olanlar/muksitun (Maide 5/42; Hucurat 49/9)
- Allah’ı/O’nu sevenler (Al-i İmran 3/31 Maide 5/54)
- Temizlenenler (Bakara 2/222; Tevbe 9/108)
- Tövbe edenler (Bakara 2/222)
- Sabredenler (Al-i İmran 3/146)
- Allah’a/O’na güvenenler (Al-i İmran 3/159)
- Allah’ın yolunda savaşanlardır. (Saff 61/4)
Kur’an’da Allah’ın Sevmediği Fiiller ve Bu Fiilleri İşleyenler
- Nankör olan günahkarlar kafirler / İnkarcılar (Bakara 2/276; Al-i İmran 3/32; Hacc 22/38)
- Haddi aşanlar (Bakara 2/190; Maide 5/87; Araf 7/55)
- Bozgunculuk ve bozguncular (Bakara 2/205; Maide 5/64; Kasas 28/27)
- Zalimler (Al-i İmran 3/57 140; Şura 42/40)
- Günahkarlar (Bakara 2/276; Nisa 4/107)
- Hainler (Nisa 4/107; Enfal 8/58; Hacc 22/38)
- Kendini beğenerek gösteriş yapanlari övünenler böbürlenenler (Nisa 4/36; Kasas 28/76; Lokman 31/18; Hadid 57/23)
- Büyüklük taslayanlar (mağrurlar) (Nahl 16/23)
- İsraf edenler (En’am 6/141; Araf 7/31)
- Şımaranlar (Kasas 28/76)
- Kötü sözü açıkça söyleyenlerdir. (Nisa 4/148)
“HUBB” KELİMESİNİN SEMANTİK TANIMI IŞIĞINDA AYETLERE YAKLAŞIM
“Ha-Be-Be” kökünde bulunan “bağlılık” anlamı Kur’an’da üç ana başlık altında toplanabilir.
1. “Bir davaya bağlı olmak” anlamında “Hubb” (örnek olarak; Al-i İmran 3/31; Maide 5/54)
2. “Bir şeyden hoşlanmak suretiyle ona tutku derecesinde bağlanmak” anlamında “Hubb” (örnek olarak; Al-i İmran 3/14)
3. “Tercih edilen beğenileni benimsenen bir şeye bağlılık” anlamında “Hubb” (örnek olarak; Tevbe 9/23)
Kur’an gözle görülmeyen ama insanın gönlünde hissettiği manevi bağlanmaya “hubb” adını vermiştir. Bu bağlılık ya da “gönül bağı” pozitif olabileceği gibi negatif de olabilir. Kur’an’a göre pozitif olarak bağlanılması/sevilmesi gerekenler şunlardır; Allah Hz. Peygamber ededi hayat ve Allah yolunda cihaddır. Kur’an’da negatif anlamda bağlılık gösterilen şeylere gereğinden fazla itibar edilmemesinin de altı çizilmektedir. Ayrıca dünya mal çocuk kadın binek ev gibi geçici ve fani sonlu şeylere bağlanılmaması da sürekli olarak hatırlatılmaktadır.

KUR’AN’DA “SEVGİ”’NİN DEİĞER KAVRAMLARLA İLİŞKİSİ

Kur’an’da doğrudan “sevgi sevmek sevilmek” gibi anlamlar taşımasa da verdiği mesajlar açısından “rahmet” “velayet” “rıza” gibi kelimelerin “sevgi” kavramıyla dolaylı irtibatları vardır. Esasen Kur’ab’daki “rahmet” kavramı; ahlaki sevginin en ideal şeklidir. İlahi muhabbet rahmetin aynısıdır. Rahmet ve merhamet aslında sevginin fiili tezahürlerindendir. Zira bir yerde sevgi varsa orada rahmet ve merhamet vardır. Kur’an’da sevginin meydana gelebilmesi için başlangıç aşaması velayete/dostluğa da önemli bir yer verilmektedir. Dostluk ve sevgi birbirleriyle içli dışlı iki kavramdır. Sevginin bulunduğu yerde dostluklar da vardır.
“Sevgi” kavramını Kur’an bütünlüğünde incelediğimiz zaman Allah’ın razı ve hoşnut olduğu; sevdiği ve sevmediği fiiller; Allah ile insan arasında Rabb-Abd ilişkisi de diyebileceğimiz ve genellikle ahlaki ve psikolojik açılardan değerlendirilebilecek hususlara öncelik verilmesi şeklindedir.
Kur’an’da Allah ve kul arasındaki karşılıklı razı olma hali(=hoşnutluk) sevginin göstergelerinden birisidir. Zira rıza bütün arzu ve isteklerin sonu ve zevklerin en sonudur.
Sevgi ve korkunun birlikte düşünülmesi iki zıddın bir arada düşünülmesi demek değildir. Kur’an-ı Kerim’de hem “sevgi” hem de “korku”nun ifrat derecesi onaylanmamaktır.Her iki duyguyu da dengeli bir şekilde algılamak gerekir.
Netice itibarıyla diyebiliriz ki “sevgi” Kur’an’ın önemli anahtar ve soyut kavramlarından biridir. İnsanın ağzından bir anda çıkan “sevgi ve sevmek gibi” kelimelerle ifade edilmek istenen şey; sevilen objelere gerçek anlamda samimi sürekli kalıcı ve gönülden bağlılıktır. Bu sürekli ve manevi soyut bağlılığın Kur’an’daki ifadesi ise “hubb”dur.

İLİMHAZİNEM.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder